23 Haziran 2016 Perşembe

SOLAKLI VADİSİ

Her Yönüyle ´Solaklı Vadisi´
Çaykaralı Prof.Dr.Necati Ağıralioğlu´nun yazdığı ´Solaklı Vadisi” başlıklı inceleme makalesini paylaşıyoruz.
Tarih: 25.10.2015 20:16:12 / 1710okunma / 0yorum
                                                                                                



İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Hidrolik Ana Bilim Dalı Başkanı Çaykaralı hemşerimiz Prof. Dr. Necati Ağıralioğlu “Solaklı Vadisi” adlı araştırma makalesini siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz.

GİRİŞ
767 kilometre kare alanlı Solaklı Vadisi dereleri, gölleri, ormanları, yaylaları ve dağları ile dünyanın dikkatini çeken güzelliklere sahiptir. Son on - on beş yılda Solaklı Vadisi Türkiye´nin vitrinlerinden biri haline gelmiştir. Bu vitrinin mevcut durumu ve öncelikli ihtiyaçları hakkında bu yazı hazırlanmıştır.
İnsanlar,  mahallelerini veya şehirlerini suyun zararlarından korumakta ve su ile güzelleştirmektedirler. Mekânlarını geliştirmek için yerleşim yerlerinin içinden veya yanından geçen akarsuları bir nimet olarak görür ve değerlendirirler.  Hatta yakınlarında akarsu veya göl yoksa, kanallar, yapay göller, şelaleler ve fıskiyeler planlayarak bunu gerçekleştirmektedirler. İnsanlar suyun göze güzel görünen görüntüsünü, kulağa hoş gelen sesini, insanı dinlendiren erişimini insanlara sağlamaya çalışmaktadırlar.

Şekil-1´de Paris´te Sen Nehrinde gezi turu düzenleyen bir tekne görülmektedir. Bu nehir, Paris´in güzelliğine katkı sağlamakta ve Fransa´nın yılda 81 milyon turist çekerek dünyada birinci olmasında önemli payı bulunmaktadır


/resimler/2015-10/25/2025253053739.jpgŞekil-1 Paris´te Sen (Seine) Nehrinde gezi turu düzenleyen bir tekne (5 Ekim 2015) 

YERLEŞİMLER
Solaklı Vadisinde Solaklı Çayı kenarında Of´tan başlayarak sıra ile Kiraz, Cumapazarı, Taşhan, Dernekpazarı, Çaykara, Taşkıran ve Uzungöl olmak üzere nüfusu fazla olmayan yerleşimler vardır. Ayrıca çayın her iki tarafındaki yamaçların üst kısımlarında 50´den fazla mahalle (köy)  bulunmaktadır. Bu vadideki ve özellikle vadi tabanındaki yerleşim yerlerinde suyun zararlarını azaltmak ve insanların su nimetinden faydalanmasını sağlamak için mevcut olanlara ek olarak yeni bazı çalışmalar yapılması ve tedbirler alınması acil ve önemlidir.
Vadi içindeki yerleşimlerde çirkin yapılar ve yapılaşmalar dikkati çekmektedir. Vadi içinde ve özellikle köylerde, hatta 2000 metre yüksekliklerdeki yaylalarda bile 6-7 katlı beton binalar yapılarak vadinin ve mahallelerin güzellikleri bozulmaktadır. Bu çirkin, çevresi ile uyumsuz ve sağlıksız yapılar için artık gerekli tedbirlerin alınması şarttır. Yoksa pek çok şehrimizde olduğu gibi insanlar beton yığınları içinde, rutubetli bir ortamda yaşamaya mahkûm edilmiş olacaktır.

Şekil-2´de 1908 yılında yapılmış, güzelliği ile görenlerin dikkatini çeken, benim de içinde doğup büyüdüğüm, yöre mimarisinin özelliklerini taşıyan bir evin fotoğrafı görülmektedir.


/resimler/2015-10/25/2026296336368.jpgŞekil-2 1908 yılında yapılmış, yöre mimarisinin özelliklerini taşıyan bir ev (9 Ekim 2015)


SELLER
Solaklı Vadisinde en büyük tehlike seldir. Vadide yamaçların eğimi dik, toprakları killi ve yağışları şiddetli olduğu için sık sık seller meydana gelmektedir. Bu sellere bağlı olarak özellikle kuzey ve kuzeye yakın yönlere bakan yamaçlarda toprak kaymalarına (heyelan) sık rastlanır. Sel ve torak kaymalarını topografya, jeoloji ve iklim kadar insan faaliyetleri de tetiklemektedir. Bunların içinde kontrol edilebilir olan insan faktörleri şunlardır:
1.Ağaç kesmek
2.Yamaç topuğunu kazmak,
3.Yamaç üstüne ağırlık yüklemek,
4.Arazi kullanımı (Binalar, yollar yapmak),
5.Su yönetimi (Tarlalarda kehrizler açmamak),
6.Maden ocakları,
7.Taş ocakları,
8.Tesislerden binalardan su kaçakları,
9.Ağaçsızlandırma.
Heyelan sebepleri arasında pek çok insan faaliyetinin olduğu anlaşılmaktadır.
Doğu Karadeniz Bölgesinde 1929 yılından 2015´in Ağustos´una kadar geçen 86 yıllık süre içerisinde meydana gelen 40 farklı sel ve heyelan olayında toplam 627 kişi öldü, 19 kişi kayboldu.
Söz konusu olaylarda meydana gelen maddi hasarın ise günümüz rakamları ile milyarlarca lirayı bulduğu ifade edilirken; edinilen bilgilere göre, aradan geçen yaklaşık 86 yıllık süreçte Doğu Karadeniz Bölgesinde meydana gelen olaylar ve ölü sayıları Tablo 1´de verilmiştir.
 1929-1959 arasında 30 yıl tabloda hiç ölümlü felaket görülmemesi, belki ölümlü felaketlerin basına yansımamasından kaynaklanmış olabilir. Tablonun verilerine göre başlangıçtan itibaren 70 yıl içerisinde 21 olay olmuşken son 16 yılda 19 olay meydana gelmiştir. Kısaca ölümlü felaket sayılarında bir azalma meydana gelmemiştir.

 Tablo-1 Doğu Karadeniz´de 1929-2015 yılları arasında meydana gelen seller ve heyelanlar ile ölü sayıları
Sıra NoYılOlay YeriÖlü sayısı
11929Trabzon- Of sel ve heyelan felaketi
146
21959Tirebolu, Görele, Trabzon ve Rize su taşkınları
13
31963Trabzon-Of su taşkını
3
41963Trabzon-Akçaabat su taşkını
2
51965Giresun, Trabzon su taşkınları
2
61973Rize, İyidere ve Hemşin su taşkınları
4
71973Rize-Güneysu, Kalkandere ve Pazarköy heyelanları 
4
81974Gümüşhane ve Harşit selleri
3
91977Rize-Pazar ve Hemşin Deresi sel
6
101981Rize-Pazar sel felaketi
27
111982-Rize-İkizdere heyelan
8
121983Rize-Pazar ve Fındıklı sel ve heyelanlar
27
131985Rize sel felaketi
10
141988Rize, Pazar, Ardeşen ve Fındıklı heyelanlar
3
151988Trabzon-Çatak heyelanı
68
161990Trabzon-Değirmendere, Akçaabat ve Söğütlü sel felaketi
57
171990Rize-Çamlıhemşin heyelanı
51
181995Rize-Güneysu, Ardeşen ve Pazar sel ve heyelanları
9
191996Trabzon- Of taşkını
9
201997Giresun su taşkınları
5
211998Trabzon-Sürmene ve Beşköy sel ve heyelanları
50
222001Rize-Taşlıdere ve Güneysu sel ve heyelan
10
232002Rize-Taşlıdere, Güneysu ve Çayeli sel ve heyelan
34
242005Rize-İyidere, İkizdere ve Kalkandere sel felaketi
1
252005Trabzon-Of Solaklı Havzası sel felaketi,
7
262005Rize-Çamlıhemşin ve Çayeli sel felaketi
4
272005Rize-Taşlıdere, Veliköy su taşkını
7
282005Trabzon-Of -Hayrat heyelanı
1
292006Artvin-Arhavi heyelanı
1
302006Giresun su taşkını
2
312006Rize-Güneysu Başköy heyelanı
3
322009Rize-Kalkandere heyelanı
1
332009Artvin-Şavşat su taşkını 
5
342009Artvin-Borçka seli
5
352010Rize-Kalkandere seli
1
362010Rize-Gündoğdu sel ve heyelanları
12
372010Giresun Dereli-Yağlıdere sel ve heyelanı
3
382011Trabzon- Sürmene heyelanı
1
392012Samsun sel ve heyelanları 
13
402015Artvin-Hopa sel ve heyelanları
9

TOPLAM
627






















































GÖÇLER 
Meydana gelen sel ve heyelanlara bağlı olarak Vadiden Demirözü- Bayburt, Maçka- Trabzon, Çayırlı, Tercan- Erzincan, Özalp-Van, Kırıkhan-Hatay, Gökçeada- Çanakkale, Gazimağosa-Kıbrıs´a toplu göçler ve yerleştirmeler olmuştur. Ayrıca 1970´lerden itibaren de geçim ve iş sebebiyle yöreden dışa doğru münferit haneler göç etmiştir.
1970 yılında Çaykara´da (Dernekpazarı dahil) nüfus 42.138 iken bu sayı 2014´te iki ilçede 13.854 +3.803 = 17.657´y e düşmüştür. 1970-2014 arasında 44 yılda Çaykara nüfusu yarısından (0,42) daha aşağıya inmiştir.
Öte yandan Türkiye´nin nüfusu 1970´de 35.605.176 iken 2014´te 77.695.904 olmuştur. 1970-2014 arasında Türkiye nüfusu 2,18 katına çıkmıştır (Tablo 2).
Türkiye´deki artış hızı esas alınırsa 2014 yılında Çaykara ve Dernek Pazarı nüfusu 91.952 olması gerekir. Oysa söz konusu olan 17.657 kişilik nüfus, olması gerekenin beşte birine (5,2) düşmüştür.

Tablo- 2 Çaykara ve Türkiye nüfuslarının yıllara göre değişimi
Yerleşim Birimi
1970 Nüfusu
2014 Nüfusu
Değişim oranı
Çaykara ve Dernekpazarı
42.138
17.657
0,42
Türkiye
35.605.176
77.695.904
2,18

Yöredeki bu nüfus azalışına rağmen bölgeden göç edenler bölge ile bağlarını koparmamışlardır. Çoğu aileler yılda bir defa eski yerleşim yerlerine ziyaret etmekte, hasret gidermekte ve çoğu orada yeni yazlık evler yapmaktadırlar. Çaykara´nın 1962 yılına ait bir fotoğrafı Şekil 3´de görülmektedir.

/resimler/2015-10/25/2028069619475.jpgŞekil-3 Çaykara eski fotoğrafı (1962) 

ÇIĞLAR
Vadide diğer önemli bir tehlike çığdır. Rakımı 1000 metrenin üstündeki ağaçsız yamaçlarda çığ felaketleri yaşanmaktadır. Bu kısımlarda yapılacak tesis ve yapıların yer seçiminde bu hususun dikkate alınması şarttır.

KANALİZASYON VE ARITMA TESİSLERİ
Ev ve işyeri atık sularının etrafa zarara vermemesi ve Solaklı Çayı´na akmaması için Solaklı Vadisindeki yerleşimlerde kanalizasyon ve arıtma tesislerinin acil olarak yapılması gerekmektedir. Buradaki yerleşim yerlerinde nüfus az olduğu için maliyeti yüksek olmayan paket arıtma sistemleri uygulanabilir. Solaklı Çayı temiz olursa, güzel olur; gençler içinde yüzebilir ve su sporları yapabilirler. Bu konuda Trabzon Büyük Şehir Belediyesi projelerin acil olarak hazırlanıp uygulanmasından sorumludur. 

HİJYEN ŞARTLARI, UMUMİ TUVALETLER VE FİYATLAR
Solaklı Vadisindeki hijyen şartları sürekli denetlenmelidir. Modern umumi tuvaletler yapılıp çok düzgün, sürekli ve temiz bir şekilde işletilmeli ve denetlenmelidir. Bu konuda mahalli idarelere büyük sorumluluklar düşmektedir.
Sosyal ve turistik tesisler ile mutfakların hijyen durumu da yetkililerce sık sık denetlenmelidir. Ayrıca bu denetimlerle birlikte fiyatların denetimi de tesislerin ve turizmin sürdürülebilirliği açısından büyük öneme sahiptir.

DİNLENME ALANLARI
Solaklı Vadisinde DSİ Genel Müdürlüğü ve diğer kurumlar tarafından bazı dinlenme ve spor(rekreasyon) alanları yapılmış ve yapılmaktadır. Bu amaçla yapılan göletler derede az su bulunduğu dönemlerde belli bir su derinliği sağlayarak su canlılarının yaşamasını kolaylaştıracaktır. Fakat dere içinde yapılan göletler kısa zamanda kumla dolacaktır. Bu göletlerin bakım, onarım ve taranması belli aralıklarla bir program dâhilinde yürütülmelidir. Şekil-4´de Solaklı Vadisinde bir dinlenme (rekreasyon) alanı görülmektedir.


/resimler/2015-10/25/2028457433221.jpgŞekil-4 Solaklı vadisinde yapılmış olan bir dinlenme alanı ve gölet 

BALIK GEÇİTLERİ VE BALIK ELEKLERİ
 Vadide tatlı su balıkları ve özellikle kırmızı benekli alabalıklar meşhurdur. Bu balıklar nesillerini sürdürmek için yumurtlama mevsiminde soğuk sulara doğru çıkmak ve orada yumurtalarını bırakmak zorundadırlar. Dinlenme tesislerinde yapılan göletler ve hidroelektrik santrallerle (HES) balıkların aşağı ve yukarı göçleri engellenmemelidir. Bunun için dünyada çeşitli ülkelerde 100 yıldan beri kullanılan çeşitli türde balık geçitleri yapılmaktadır. Ayrıca balıkların değirmen arklarına ve santral türbinlerine düşüp yaralanmaları veya ölmelerini önlemek için balık elekleri (ızgaraları) yapılması elzemdir. Bunlar yapılmazsa Sokalı Çayı´nda ve kol derelerindeki tatlı su balıklarının nesli tükenecektir.

UZUNGÖLDE KÜÇÜK KANAL
Çaykara Gündem Gazetesi´nde yayınlanan bir habere göre Uzungöl´de bir küçük (mini) kanal yapımı ve çevre düzenlenmesi planlanmaktadır. Uzungöl´ün çıkış kısmında, sandalların kısa mesafeli turu için böyle bir kanal yapılabilir. Şekil-5´de Uzungöl´de planlanan küçük kanal düzenlemesinin maketi görülmektedir.

/resimler/2015-10/25/2029202277089.jpgŞekil-5 Uzungöl´de planlanan küçük kanal projesi ve çevre düzenlemesi


Ancak bilindiği gibi Uzungöl´ün oluşması batı tarafındaki dağın vadi içine kayması ve dere yatağına yığılarak onu kapatması ile oluşmuştur. Buna benzer bir göl Akçaabat´ta Sera´da (Sera Gölü) 1950 yılında meydana gelmiştir. Ancak Uzungöl´de, Haldizen Deresi suları gür ve bol olduğu için oluşan göl su ile dolduktan sonra sular yığılan toprağın üzerinden akmaya başlamıştır. Oluşan dolgunun üzerinden aşan sular bu dolgunun aşağısındaki ince malzemeleri aşındırarak taşımıştır. Akarsu yatağında geriye kalan iri taşlar ve kayalar akarsu tabanında bir zırh (koruma tabakası) oluşturarak dere yatağının daha fazla aşınmasını yavaşlatmıştır. Bununla birlikte Şekil-6´da görüldüğü gibi Uzungöl´de Merkez Mahallesinin dibinde aşınmalar ve toprak düşmeleri sonucu 50-60 metre derinlikte uçurumlar meydana gelmiştir.

/resimler/2015-10/25/2030005559223.jpgŞekil-6 Uzungöl Merkez Mahallesi dibindeki yamaçlar (9 Ekim 2015)

Bu uçurumların alt topuğu dere tarafından oyuldukça uçurumlarda toprak kayması meydana gelecektir.
 Uzungöl´de yeni yapılar ve tesisler yapılırken baraj gölünü oluşturan toprak seddin üzerine ağır tesis yükleri yüklememeye ve yamaç topuklarının aşınmasını önlemeye çalışmak gerekir. Aksi takdirde Uzungöl´ün kendisi ve Merkez Mahallesi tehlikeye girer.
Eskiden Göl´ün uzunluğu Gölbaşı Cami hizasına kadar çıkarmış.  Zamanla göl kum ve çakılla dolarak boyu kısalmıştır. 1973 yılında gölün güney ve kuzey kısımları taranarak boyu uzatılmıştır. Ayrıca gölün kumla dolmasını yavaşlatmak için gölün yukarısında Haldizen Deresi üzerinde göletler (kum, çakıl tutma bentleri) yapılmıştır.
Uzungöl´de sandal gezileri için daha uzun bir kanal yapılarak gölden yukarıya doğru Gölbaşı Camii hizasına kadar sandal gezi güzergâhı uzatılabilir. Bunun için yer istimlaki gerektirmeyen mevcut dere yatağı kullanılabilir. Şekil-7 ‘de Uzungöl ve yukarındaki dere kısmı görülmektedir.
/resimler/2015-10/25/2030578997720.jpgŞekil-7 Uzungöl ve yukarısındaki dere kısmı 

ULAŞIM
Cumhuriyetin kuruluşunda beri Solaklı Vadisinin diğer önemli bir meselesi ulaşımdır. Bugün artık Solaklı Vadisindeki bölünmüş karayolu Taşhan´a kadar tamamlanmıştır (Şekil 8).
Bu bölünmüş yolun Uzungöl´e kadar uzatılması projeleri de hazırlanmış ve inşaatı devam etmektedir. Bu yolda, yukarıya çıkıldıkça vadi daraldığı için bazı kesimler tünelle geçilmektedir. Ulaşım sisteminde de en önemli tehlike sel ve toprak kaymalarıdır. Akarsu tabanına yakın seviyelerdeki yolu, sular basmaktadır. Yamaçta yapılan büyük miktarlı kazılardan dolayı şevlerde ise toprak kaymaları yaşanmaktadır. Rus işgali döneminde (1916-1918), Ruslar Vadide ilk defa yol yapımın gerçekleştirmişler ve Of´tan Bayburt´a kadar ulaşımı sağlamışlardır. Bu yol güzergâhı dere yatağından 15-20 metre yukarıdan geçirilerek yol, su baskınlarından korunmuştur. Fakat kazı ve dolgu miktarlarını azaltmak için arazinin tesviye eğrileri takip edilmişti. Bunun için ilk yapılan eski yol çok fazla dönemeçler içeriyordu.  Günümüzde iş makineleri çok gelişmiş olduğundan kazı ve dolgu maliyetleri çok düşmüştür.


/resimler/2015-10/25/2031569623912.jpgŞekil-8 Solaklı Vadisinde inşaatı bitmiş bölünmüş yol (9 Ekim 2015)

Turistlerin ve insan hareketlerinin yoğun olduğu dönemlerde kullanılmak üzere Sarıkaya, Çayıroba (Yente), Sultanmurat yaylaları gibi düzlüklerde helikopter pistleri yapılabilir. Böylece alternatif ulaşım sistemi geliştirilmiş olur. 

SONUÇ
Solaklı Vadisinde kalitenin yükseltilmesi ve hayat şartlarının iyileştirilmesi için vadi, bütün bir havza esas alınarak gözden geçirilmeli, yapılması gereken acil çalışmalara hemen başlanmalıdır. Bunun için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Tabiat Varlıkları Genel Müdürlüğü gibi pek çok kamu kuruluşunun, mahalli idarelerin ve merkezi yönetimin üzerine önemli vazifeler düşmektedir. Bu arada fertlerin sorumluğu ve insan yetiştirme programları, bu yapıların işletilmesi, bakımı ve onarımı ile sürdürülebilirlikleri açısından üzerinde durulması gereken diğer bir önemli husustur. Kurumlar ve fertler, Solaklı Vadisinin güzelleşmesinin takipçileri olmalı ve gelecek nesillere daha güzel bir vadi devretmeli.

MAHALLE MEKTEBİMİZ

Çocukluğumdaki pek çok hatıra arasında mahalle mektebimiz de yer alır.1950lerin ilk yıllarında henüz ilkokula başlamadan, 5-6 yaşlarındayken, kış günlerinde ev halkının teşviki ile bazı günler evimize çok yakın olan mahalle mektebine giderdim. Halk bu binaya küçük mektep, çocuklar ise küçük cami derlerdi. Bina camiye, medreseye ve çeşmeye çok yakın. Köyün merkezindeki bu dört eser, köyün adeta manevi dört direği gibidirler.
Sabahları geç saatte evden elimize bir odun tutuşturuluyor ve mektebe gönderiliyoruz. Elimizde veya boynumuzda, bir kısmımız elifba (alfabe) cüzü, bir kısmımız Elham cüzü ve bazılarımız Kuran taşıyor. Çocukların bir kısmında ise hiç yazılı bir metin yok. Salı günü Çaykaranın pazarı olduğu için hoca alışverişe gidecek, dolayısıyla mektepte ders yok. Ayrıca Cuma günü de tatil. Günde 3-4 saat mektep açık. Çocukların bazıları geç geliyor. Düzenli bir başlama saati de yok. Mahallede bulunan 4-10 yaşları arasındaki kız-erkek bütün çocuklar düzenli olmamakla birlikte çoğunlukla mektebe geliyorlar.


Mektep tek katlı, tek gözlü ve tek kapılı bir odadan ibarettir. Giriş seviyesine kadar temelde taş örülmüş. Giriş katında odanın üç tarafı tahtaların birbirine geçmesi ile yapılmış ahşap duvarla kapatılmış; eğime göre yukarı cephesinde bulunan dördüncü duvar soba borusu yerleştirilebilsin diye taş duvarla örülmüştür. Mekânın döşemesi ahşap, çatısı kiremit kaplıdır. Yapı malzemeleri bölgede bol olan taş ve ahşap. Yapıda çimento, demir, harç, beton gibi tabii olmayan hiç bir malzeme kullanılmamış. Taş duvarlar çamur harcı ile örülmüştür. Bu mektep 1920' lerde Ömer Balın arazisinde, yol kenarında imiş. Bir yangında yandığı için bugünkü yerinde inşa edilmiş. Başlangıçta daha genişken yıkılmaya yüz tutmuş ve yeniden daha küçük yapılarak bugünkü bina ortaya çıkmıştır.


Hocamız ortalama medrese tahsili görmüş mahalleden yaşlıca bir amca. Kış aylarına girilince çocuklar bazı dini bilgileri öğrensin, cahil kalmasın diye mahalledeki aileler görüşür ve o yıl mektebe kimi hoca olarak tutacaklarını belirler. Diğer aylarda çocuklar hiç durmadan çalışan ev halkına işlerinde yardım eder. Bu yardım evdeki bebeklere nezaret etmekten inekleri beslemeye veya ev işlerinde ve dışarıda ev halkına yardımdan, yük taşımaya kadar değişir. Hocanın ücreti sembolik bir miktar ve mahalledeki aileler tarafından karşılanıyor. 
Hocanın mektepte öğlen yemeği yiyebilmesi için mahalledeki evler sıra ile yemek hazırlardı. Yemekler genellikle çorba, turşu kavurması, ev makarnası ve tatlı olurdu. Sulu yemekler bakır taslara, kurular ise kapaklı bakır sahanlara  konurdu. Yemekler bir sini içine konur ve mektebe taşınır. Hangi gün yemek hazırlama sırası hangi evde olduğu her hane tarafından bilindiği için yemekleri genellikle ev halkından bir veya iki kişi mektebe götürürdü. Uzak olan evlerden yemek almak için bazen  yaşı büyükçe iki çocuk hoca tarafından görevlendirir ve yemekleri alırdı. Bu arada çocukların çok sevdiği bir yemek sinide varsa, o yemek sahanı ile birlikte hocaya ulaşamazdı.
Hocanın kürsüsü odanın bir köşesine yerleştirilmiş bir peyke ve bu peykeye serilmiş yünlü bir pöstekiden ibaret. Hoca gelir, paltosu ile pöstekiye oturur. Yanında fındık dalından yapılmış uzun bir sopası vardır. Odanın ortasında soba yanıyor. Sobanın etrafına yerleştirilmiş tek sıra halindeki sıralarda biz çocuklar oturuyoruz. Mektebe gelen bir çocuktan her gün bir odun getirmesi isteniyor. Büyük çocuklardan biri bu getirilen 80-100 santimetre uzunluğundaki odunları testere il kesip kısaltıyor ve sobalık hale getiriyor. Bu mektepte hocalık yapanlardan isimlerini bildiklerim Kamil Çatal, Ali Faik Can, Sait Yaroğlu, İsmail Yıldız, Hasan Ağıralioğlu ve Dursun Ali Sürmelioğlu' dur.

Hoca her gün gelen her çocukla sıra ile tek tek ilgileniyor. Okuma iki türlü yapılıyor: Ezber okuma ve kitaptan okuma. Okuma sırası gelen çocuk hocanın önündeki iskemleye oturur. Önündeki rahle üzerine cüzünü koyar ve ders sayfasına açarak okumaya başlar. Hoca her iki okumasını da ayrı ayrı ve adım adım izler ve gerekli düzeltmeleri yapar. Ezberi su gibi okuyorsa veya kitabı kekelemeden okumuşsa dersini geçmiş sayılır ve hoca bir sonraki günün ezber metnini ve okuma sayfasını belirler. Metin okumaya Elifba cüzünde başlanır, Amme cüzü, Tebareke cüzünden sonra Kurana çıkılır.

Hoca bir çocuğu okuturken diğer çocuklar boş durmaz. Hep bir ağızdan yüksek sesle ilahi, dua, dini bilgi ve süreleri tekrarlarlar. Bu ağız dersleri en etkili öğretme metodu olurdu. Bu yüksek sesle okuma tekrarlarına çocuk da katılınca çocuk kulaktan pek çok bilgiyi ve duayı kolaylıkla öğrenmiş olurdu. Aklımda kalan bir ilahi şöyleydi:

Elif Kuran başıdır.
Cümlemizin işidir,
Bu duayı bilenler
Yarın cennet kuşudur.

Sevdi sevdi Ahmedi
Çok Sevdi Muhammedi
Muhammedin kulları,
Hoşbeş etti onları.

Büyük çocuklardan biri bu okuma korosunu yönlendiriyor.“Şimdi Amentü duasını okuyalım“. Hep bir ağızdan bu dua okunuyor.“Haydı şimdi Elemtere' den (Fil Suresi) başlayarak sureleri okuyalım“. Şimdi ise Allah'ı bir bilirim, Resulü hak bilirim, İlahisini okuyalım. Ezan okuma ve kamet getirme de öğretilenler arasında. Ayrıca 6 iman şartı, 5 İslam şartı, 32 farz gibi temel bilgiler yüksek sesle tekrarlanıyor. Bağırarak katıldığımız bu toplu okumalar biz çocuklar için eğlenceliydi. Bu okumalar sayesinde bazı yetenekli çocuklar evde hiç çalışmadan pek çok duayı ezberlemişti. 4-5 yaşındaki çocukların Kuranın son 20-22 suresini ezberlediğini hatırlıyorum. Evlerde aileleri tarafından dersleri ile ilgilenen çocuklar daha başarılı oluyordu. Odada çok gürültü olunca hoca çocukları susmaları için ikaz ediyor. Gürültü seviyesi çığırından çıkınca hoca gürültü yapan bazı yaramaz çocuklara sopayı gösteriyor.

Bu mahalle mekteplerinden Eğridere Köyünde 8 tane var.1. Cami yanı (bizim devam etiğimiz) mektebi, 2. Cami civarı mektebi, 3. Fındıklı Mahallesi mektebi, 4. Baltacı Mahallesi mektebi, 5. Işıklı Mahallesi mektebi, 6. Serinsu Mahallesi mektebi, 7. Ayvacı Mahallesi mektebi, 8.Ovacık Mahallesi mektebi. Bizim mektep dışındaki mekteplerde, cami uzak olduğu için teravih namazları ve bazen vakit namazları da kılınırdı. Bu mekteplerin bazıları iki bölmeli, fakat hemen hemen hepsi benzer biçimli ve aynı malzemeden yapılmışlardır. Bunların hepsi ayaktadır. Komşu köylerde de bunlara benzer pek çok mektep vardır. Bunları ana ve babalarımızın, atalarımızın hatırası olarak onardıktan sonra koruyup saklamak gerekir.

Bazen yaylalarda da çocuklar için bir iki aylık mektepler açılırdı. Eskiden bunlara sıbyan (çocuklar) mektepleri de denirdi. Bu çocuk mektepleri sayesinde kız erkek hepimiz, bütün çocuklar dinimizin temel bilgilerini ve namaz sure ve dualarını öğrendik ve çoğumuz okula başlamadan önce okumayı söktük.

Bu çocuk mekteplerinden başka,

1. Medreselerde ve âlimlerin evlerinde Arapça ve İslami Bilimler,
2. Medrese ve âlimlerin evlerinde Kuran hafızlığı çalışmaları,
3. Camilerde erkeklere Cuma vaaz ve hutbeleri,
4. Teravih namazından önce kadın ve erkekler için camideki vaazlar,
5. Kadınlar için Cumartesi vaazları,
6. Camilerde Bayram namazından önce sohbet ve vaazları,ile dini eğitim devam ederdi.

Çocuk mektepleri bugünkü etiğim anlayışına göre çok zayıftı.

1. Bunlar yılda bir-iki ay açık kalırdı.
2. Bunlarda genellikle günde 2-4 saat eğitim verilirdi.
3. Bir kayıt sistemi yoktu ve bitiren çocuğa bir belge verilmezdi.
4. Başlayanın devam mecburiyeti yoktu.
5. Aileler ve çocuklar için zorunlu değildi.
6. Genellikle yazı yazma öğretilmezdi.

Bütün bu olumsuzluklarına rağmen o zamanın şartlarına göre önemli bir ihtiyacı karşılıyorlardı. O devirde o yaştaki kız-erkek bütün çocuklar için faydalı ve gerekli dini bilgileri sağlayan bu mekteplerin devam ettirilmesi çok anlamlı bir hareketti. Vasıta olanlara şükran borcumuz vardır.
Mahalle mektepleri açmak, Anadolu 'da 13. yüzyıldan başlayan ve asırlar boyunca bir bakıma ilkokul, ilk mektep yerine geçen bir eğitim geleneğidir. Tanzimat'tan sonra şekilleri değiştirilmişti.
Daha sonra 1924 yılında çıkarılan Tevhid-i Tedrisat (Öğretimlerin Birleştirilmesi) Kanunu ile ülkedeki ve köylerdeki bu eğitim sistemi kapanmıştı. Ancak 1940' ların sonlarına doğru mahallelerin gayreti ile bu mahalle mektepleri tekrar açılmıştı.

Köyümüzde ancak 1948 yılında ilkokul açılabilmiştir. Mektepsiz kalınan bu ara dönemde yetişen çocuklar, çoğumuzun baba ve dedeleri, mektep imkânlarından mahrum büyümüştür.

1952 Yılında Açılan Çaykara Ortaokulu-1

1952 Yılında Açılan Çaykara Ortaokulu-1
İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyesi İnşaat Fakültesi Hidrolik Ana Bilim Başkanı Çaykaralı hemşerimiz Prof. Dr. Necati Ağıralioğlu´nun yazdığı 1952 yılından günümüze Çaykara Ortaokulu-1 adlı inceleme yazısını paylaşıyoruz
Tarih: 19.2.2016 20:00:49 / 3071okunma / 0yorum


 

İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyesi İnşaat Fakültesi Hidrolik Ana Bilim Başkanı Çaykaralı hemşerimiz Prof. Dr. Necati Ağıralioğlu Çaykara´da geçmişe bir yolculuk yaparak tarihi gelişimi içinde ilçemizde eğitimi ele alarak yazdığı “Çaykara Ortaokulu-1” adlı inceleme yazısını siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz.  

ÇAYKARA ORTAOKULU – I

GİRİŞ
Bu yazıda Çaykara´nın eğitim ve sosyal tarihi açısından önemli bir dönüm noktası olan Çaykara Ortaokulu´ nun açılması hakkında bilgiler verilmeye çalışılacaktır. 1952 yılında açılan bu okulla ilgili bazı hatıraları, olayları örneklerle açıklamaya katkısı olur ümidiyle çalışmaya ekliyorum.

TRABZON´DA İLK AÇILAN ORTAOKULLAR
Trabzon´da ilkokul üzeri eğitimdeki gelişmelere bakıldığında 1950 yılına gelindiğinde Trabzon genelinde bulunan beş ortaokuldan dördünün Akçaabat, Sürmene, Vakfıkebir ve Of ilçelerinde bulundukları görülür. Diğeri ise Trabzon Lisesine bağlı ortaokuldur. 1960 ders yılı sonuna kadar Çaykara, Araklı, Beşikdüzü, Maçka, Yomra ve Kız Sanat ortaokullarının açılışı ile Trabzon genelinde bulunan ortaokulların sayısı 11´e yükselmiştir (Arslan, 2011).
Ayrıca bu dönemde Tonya´da bir ortaokulun açılması gündeme gelerek derneği kurulmuştur. Fakat bu okul, 1960 yılına kadar eğitime başlayamamıştır.
1950-51 döneminde Trabzon´da bulunan beş ortaokulun dördü Akçaabat  (1947), Sürmene, Vakfıkebir ve Of (1948) ilçelerindedir ve bu okullarda 41 öğretmen görev almış, 1071 öğrenci öğretim görmüştür. Bu ders yılında Trabzon´daki ortaokullardan 31 kız ve 133 erkek öğrenci diploma almaya hak kazanmıştır.
1951-52 öğretim yılında Trabzon´daki altı ortaokulda 23´ü kadın olmak üzere toplam 49 öğretmen görevlidir.  Bu yıllarda kız öğrencilerin erkeklere göre sayısal azlığına rağmen, kadın öğretmenlerin bazı okullarda erkeklerle neredeyse aynı sayıda olması dikkat çekicidir.
Okullarda eğitim gören öğrencilerin sayısı 170´ı kız olmak üzere 1.140 kişi olup, 1951-52 ders dönemi sonunda Trabzon´daki ortaokullarda diploma almaya 34´ü kız toplam 226 öğrenci hak kazanmıştır.
1951-52 döneminde Trabzon´daki resmi liselere bağlı ortaokullardan ise toplam 73 öğrenci mezun olmuştur.
Bu yıllarda Trabzon ortaokullarında okutulan yabancı diller İngilizce, Fransızca ve Almancadır.
1953-1960 yılları arasında Trabzon´da ortaokullardaki gelişmelere baktığımızda 4900 erkek, 930 kız öğrenci bu okullara kayıt yaptırmıştır. En çok erkek öğrencinin kayıt yatırdığı ders dönemi 941 kişi ile 1959-60 iken, en fazla kız öğrencinin birinci sınıfa kayıt olduğu dönem 195 kişi ile 1958-59 ders yılı olmuştur (Arslan, 2011)
 1953-60 yılları arasında 1888 erkek, 426 kız öğrenci diploma almış ve çeşitli nedenlerden 1116 erkek öğrenci ile 403 kız öğrenci okuldan ayrılmak zorunda kalmışlardır.
Aşağıdaki tabloda kabaca 1950-60 yılları arasında Trabzon ortaokullarındaki gelişmeler verilmiştir.. İlk 5 yılda mezun olanların toplam sayısı ikinci 5 yılda 2 kattan fazla olmuştur. 

Tablo 1 1950-1960 Yılları Arasında Trabzon Ortaokullarındaki Gelişmeler  
 Yıllar
Okul sayısı
Öğretmen sayısı
Öğrenci sayısı
Mezun sayısı



Erkek
Kız
Toplam
Erkek
Kız
Toplam
1950-1955
9
244
6107
1160
7267
802
241
1043
1955-1960
10
285
10250
2212
12462
1924
388
2312

3. ÇAYKARA ORTAOKULU´NUN KURULUŞU VE İLK YILLAR
19.08.1952 tarihinde dönemin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri´nin açılışını yaptığı Çaykara Ortaokulu´nun iki şubesi vardır.Çaykara Ortaokulunun açılışını Tevfik İleri´nin  yaptığını bilmiyordum.
1953-60 yılları arasında 535 erkek öğrencinin kayıt yaptırdığı, 214´ünün mezun olduğu ve 167´sinin ayrıldığı Çaykara Ortaokulu´na ilk defa 1955-56 ders yılında bir kız öğrenci ve 1960 yılına kadar toplam altı kız öğrenci kayıt yaptırmıştır.
Bu okuldan 1960 yılına kadar sadece 4 kız öğrenci diploma almış, 5 öğrenci de ayrılmıştır. Şekil 1´de görüldüğü gibi 1960´dan sonra Çaykara Ortaokulunda okuyan kızlar çoğaldı. 

/resimler/2016-2/19/2035101397459.jpgŞekil 1 1960´dan sonra Çaykara Ortaokulunda okuyan kızlarımız

Çaykara Ortaokulu öğretmen kadrosu yönünden diğer ilçelere göre şanssızdır. 1954-55 öğretim yılında bu okulda sadece iki öğretmen görev yapmıştır. Nitekim Okulun öğretmen eksikliği, TBMM´nin gündemine de gelmiştir.
7 Aralık 1953 tarihli Meclis oturumunda Trabzon CHP Milletvekili Hamdi Orhon, bu konuya dikkat çekmiş ve Çaykara Ortaokulu´nun öğretmen ile diğer eksikliklerinin ne zaman giderileceğine dair yazılı bir soru önerge vermiştir.
1954 yılının Kasım ayında grev olayı ile gündeme gelen bu Okul´ da, Trabzon Valisi ve müfettişler tarafından incelemeler yapılmıştır. Sonuçta öğrencilerin, kasıtlı veya grev amacı ile hareket etmedikleri sadece öğretmen eksikliği nedeni ile böyle bir harekette bulundukları oraya çıkmıştır.
Çaykara Ortaokulu´nda benim de içinde yaşadığım bir faaliyet 1960 yılının Nisan ayında gerçekleşmiş ve NATO´nun kuruluş yıl dönümü törenle kutlanmıştı. Ayrıca 1959 yılında şair Cahit Külebi okulumuza gelip sınıflarda birer saat sohbet edip şiir okumuştu. Okulda yabancı dil Fransızca'ydı.
Çaykara Ortaokulu´nda 1958 yılında 239 öğrenci eğitim görmüş ve ilk defa üç öğretmen görev yapmıştır. Bu öğretmeler Müdür ve Matematik- Fen dersleri öğretmeni İzzet Şahin, Müdür Yardımcısı ve Türkçe Öğretmeni Hüseyin Serdar ile Tarih ve Sosyal Bilimler dersleri Öğretmeni Mustafa …. Dır. Fakat bir yıl sonra Mustafa öğretmen okuldan ayrılmış yine öğretmen sayısı 2´ye düşmüştür. Ayrıca 1958-1959 döneminde bir yarıyıl Ahmet Cemal Deniz Çaykara Ortaokulunda Öğretmenlik yapmıştır.
Burada Müdürümüz ve matematik öğretmenimiz İzzet Şahin ve Türkçe öğretmenimiz Hüseyin Serdar hakkında bazı hatıralar aktarılacaktır.
Çok güzel Türkçe konuşan ve güzel ders anlatan Hüseyin Serdar´ı da anmak isterim. Aslen Akçaabat´ın Serdaroğulları´ndandır. Bilindiği gibi, serdar başkomutan ya da bir toplumun en önde gelenidir. Her şubede serdar kelimesinin başkomutan olduğunu açıklayan Hüseyin Serdar bazen latifeler de yapardı. Bir şubede sınav notlarını açıklıyor. O dönemin en yüksek notu 10. Bir öğrencinin adını okuduktan sonra notunu 10 olarak açıklamış.Sınıfta bir sessizlik olmuş.  Sınıfın tepkisini gözden geçirdikten sonra “Sana 10 verecektim ama aradım, sıfırını bulamadım.” demiş.

Aşağıda bazı arkadaşlardan aldığım yazıları sizlere aktarıyorum. 

KONU İLE İLGİLİ ALINAN YAZILAR

4.1 EMEKLİ EĞİTİMCİ ALİ KEMAL ALKAN´DAN   (06.02.2016)                
‘İZZET ŞAHİN´
Bu kişinin manevi huzurunda saygı ile eğilirim. Öyle sıradan bir insandan söz etmiyoruz. İnsanlığın güzel meziyetleri kendinde toplanmış müstesna bir kişilikten bahsediyoruz.
Son derece alçak gönüllü bir insandı. Üç yıl boyunca aynı takım elbise, aynı kravat ve aynı pardösü ile okula gitti - geldi.
Öğretmenlikle yöneticiliği bünyesinde bütünleştirmişti. Hiçbir öğrenciye hakaret ettiğini duymadım. Onun hakareti  “Tüh koca kazık” sözüydü. Çok kızdığı zaman şahadet parmağı ile öğrenciye dokunarak “ tüh koca kazık” derdi. Başka korkutma, dövme gibi insanlık dışı yöntemlerden hiç birine başvurmazdı.
Tatlı sert bir yönetim uygulardı. Yeri geldiğinde şakasını yapar, ama cıvıtmazdı. Daima vakur, ciddi bir tavır takınırdı. Sınav esnasında öğrencinin stresini dağıtmak amacıyla fıkralar anlatırdı. Örneğin, bir defasında arkadaşımızın Katmerli ensesine bakarak şu fıkrayı anlattı.
İki arkadaş yolda yürürken biri önlerinde giden adamı göstererek “arkadaş şu giden adamın ensesine bir tokat vurursan sana beş lira veririm” deyince, öteki de gidip adamın ensesine tokadı yapıştırmış. Adam bir hışımla dönmüş. Bizimki işin nereye varacağını anlayınca, “arkadaş, özür dilerim; sende bu ense, arkadaşımda bu para oldukça sen çok daha tokat yersin” yemiş.
Ben İzzet Bey´ den sonra lise ve üniversiteyi okudum. Ama onun gibi bir öğretmene rastlamadım. O bilgileri adeta insanın beynine enjekte ederdi. Matematik yeteneği en zayıf olanlar bile onun dersini anlardı. Sadece Harhışlı Yusuf Barut hariç. 1956- 1957 öğretim yılında biz ortaokula başladığımızda Barut okulda idi. İZZET bey zaman zaman onunla ilgili latif şakalar yapar, ama kişiliğini rencide etmezdi. Örneğin “Barut sen ME Bakanı olsan, okullardan matematik dersini kaldırırdın” gibi göndermeler yapardı.
İzzet Bey, çok hoşgörülü bir insandı. Biz birinci sınıfta iken kızı ikinci sınıfta idi. Aynı sınıfta okuyan bir arkadaşımızın (isim vermeyeceğim ) müdürün kızına âşık olur ve ona bir aşk mektubu yazar. Nasıl olmuşsa bu mektup kızın babasının eline geçer. İzzet Bey, hiç istifini bozmaz. Hiçbir şey olmamış gibi işine devam eder.
İzzet Bey´in Çaykaralılara özel bir tutkusu vardı. Karabük Demir Çelik Lisesinde okurken Ankara Caddesinde yürüyordum. Birden karşımda İzzet Bey´in gelmekte olduğunu gördüm. Hemen koştum elini öpmek istedim. Öptürmedi. Kendisine “ Hocam bizi unuttunuz“ dedim. Birden bire A şubesindeki sınıf arkadaşlarımızın numaralarını ve isimlerini bir çırpıda saydı. Söylediğim sözden mahcup olmuştum.´
(Kabataş - Fotinus) Emekli Eğitimci Ali Kemal ALKAN       

4.2 TALİP ÇALIKOĞLU´DAN (20.01.2016)
1960 tarihinde yer alan en önemli olaylardan birisi 1960 yılında yapılan Trabzon Lisesi parasız yatılı (o zamanki leyli meccanen ) sınavlarındaki Sinop ile Artvin arasındaki bütün orta okullarından sınavı kazanan 8 öğrenciden 4 ünün Çaykara Ortaokulundan olmasıdır. O yıllar, Orta ve Doğu Karadeniz´den kazanan öğrenciler Trabzon Lisesinde okurdu. Batı Karadeniz´den kazanan öğrenciler ise İstanbul Haydarpaşa Lisesine verilirdi.
Sınavı kazananlardan birisi olan ben Talip Çalıkoğlu, aynı yıl Trabzon öğretmen okulunun sınavlarına da girmiş ve kazanmıştım. Öğretmen okulunun sözlü sınavlarına girmem için Berber Mustafa Özer beni yanına çağırdı ve bana Ulus Gazetesini göstererek lise parasız yatılı sınavlarını kazandığımı söyledi. Ulus Gazetesi haberine göre sınavı kazanan 8 kişiden dördünün isimleri belirtilerek (65 Nolu Talip Çalıkoğlu, 17 Nolu Abdurrahim Terzioğlu, 148 Nolu Necati Şeker  (Ağıralioğlu) ve 27 Nolu Niyazi Usta) Çaykara Ortaokulu mezunu oldukları ilan edilmişti. Dördümüz de liseyi bitirdikten sonra o yıllarda Türkiye´de moda olan mühendislik mesleğini seçmiştik.
Sınavın kazanılmasında iki öğretmenin çok büyük etkisi olmuştur. Bunlar; üzerimizde çok büyük emeği olan okul müdürümüz ve Matematik- Fen Öğretmeni İzzet Şahin ve Türkçe Öğretmeni Hüseyin Serdar ‘dır. Türkçe, Matematik ve Fen dışında hiçbir asli branş öğretmenimiz yoktu. Bazı derslere Çaykarada görevli doktor, askerlik şube başkanı ve ilkokul öğretmenlerinin bir bölümü girerdi.
Ancak 3 yıllık eğitim süresince hiç değişmeyen ve tarifi imkânsız bir özveri ile öğrencilerini yetiştirmeye çalışan bu iki öğretmen, okulun başarısında efsanevi bir yer edinmişlerdi.
Matematik öğretmeni İzzet Şahin aynı zamanda okul müdürü olmasına rağmen müdür odasında oturmaz, dersi boş geçen sınıflara girerek müfredat programının üzerindeki konuları işleyerek bizlere çok fazla şey öğretirdi.
Nitekim Matematik - Geometri derslerinde; üçgen, yamuk, kare, dikdörtgen gibi yüzeysel şekillerin herhangi bir eksenlerinin etrafında 360 derece döndürülmesi halinde oluşacak cisimlerin alanlarının ve hacimlerinin hesaplanmasını örnekler vererek bizlere öğretmiştir.
Gerçekten, Lise Devlet Parasız Yatılı (leyli meccani) sınavında çıkan sorulardan birisi de; bir dik üçgenin dik kenarının ölçüleri verilerek uzun dik kenarın 360 derece döndürülmesi ile oluşan cismin yüzölçümü ve hacminin hesaplanmasıydı. Bu soruya sınava giren diğer öğrencilerin hiç biri cevap veremediği halde, Çaykara Ortaokulundan imtihana giren 4 öğrenci soruyu doğru cevaplandırmış ve sınava giren diğer öğrencileri geride bırakmıştır.
Emekli Bürokrat ( Orman Y. Müh.) Talip ÇALIKOĞLU 

4.3 ABDURRAHİM TERZİOĞLU´DAN (20.01.2016)
Ortaokulumuzun müdür ve matematik öğretmeni İzzet Şahin, Türkçe Öğretmeni Hüseyin Serdar´dır. Üç yıl Tarih, Coğrafya, yurttaşlık, resim, müzik gibi derslerin hocası olamadığı için bu derslerin çoğu boş geçmişti.
Lise parasız yatılı imtihandan çıkıp lise bahçesinde, diğer ortaokullardan imtihana giren öğrencilerle sorular üzerine değerlendirme yaparken,  Çaykaralılar dışında, gelip imtihana giren öğrenciler “ Sınavda çözümü olmayan bir soru soruldu” dediler. Biz de “O soru hangisi” diye sorduk. “Dik üçgen sorusu” dediler. Bizim Çaykara´dan imtihana giren 4 arkadaş o soruyu çözdük. Zor değil, aksine çok kolay bir soru olduğunu belirttik. İmtihandan sonra minibüsle Çaykara´ya döndük. Çaykara giriş köprüsü üzerinde müdürümüz İzzet Şahin bizi bekliyordu. Bizi aldı kahveye götürdü; aç olup olmadığımızı sordu. Bize çay ikram etti ve imtihanda çıkan soruları bize sorarak onları kâğıda yazdı. Biz de kendisine “Üçgen sorusunu imtihana giren bizim 4 kişi dışındaki öğrenciler cevaplayamadılar” dedik. Çok sevindi; bizi tekrar öptü. “Siz muhakkak kazanırsınız” dedi. O yıl Çaykara Ortaokulundan 4 kişi parasız yatılı imtihanına girdik ve dördümüz de kazandık.
Yine o yıl Trabzon öğretmen okulu imtihanına Çaykara Ortaokulundan zannedersem 35 kişi girdi ve Çaykara´dan girenlerin tamamı öğretmen okulunu kazandı.
Lise parasız yatılı (leyli meccani) imtihanını kazanan öğrencilerin isimleri açıklanmadan önce öğretmen okuluna değil, liseye kayıt yaptırdım. Bir odalı evi iki arkadaş kiraladık. Daha sonra Ulus Gazetesi imtihanı kazanan öğrencilerin isimlerini ilan etmiş ve müdürümüz İzzet Şahin bana haber vermişti.
İzzet Şahin Trabzon´a her gelişinde Çömlekçi´deki dolmuşların kalktığı Vatan Otelinde bizimle görüşür ve bizlerle iftihar eder ve yanaklarımızdan öperdi.  Allah´ın rahmeti gani gani üzerine olsun. Bizim dönemdeki öğrenciler üzerinde büyük emeği vardır. Çaykara İlçesindeki öğrencilere okuma zevki vermiş ve çok emeği geçmiştir. Anlattığı matematik dersini öyle bir anlatırdı ki sanki insanın beynini açıp içine yerleştirirdi. Dersi öğrenmek isteyen her öğrenciye derste konuyu öğretirdi.
Bir seferinde ortaokulda yazılı imtihanda hepsini yapamadım. Bana dedi ki “Benim 17 Nolu Abdurrahim oğlum, niye yapamadın”. Hocam “Konuları ve soruları biliyordum ama niye yapamadım ben de anlamadım” dedim. “Sen çalışmana devam et; başarırsın” dedi.
Ortaokulu bitirince lise parasız yatılı imtihanının yapılacağı tarihi, hatta varlığını bile biz bilmiyorduk; o söyledi. Benim ayrıca askeri liseye gitmemi çok istedi. “Senden iyi subay olur” dedi. Ben onun bu isteğini yerine getirmedim. Liseye gitmeyi tercih ettim. 
Not:
Kardeşim Necati, ortaokulun şimdiki halini bilmiyorum. Orası boş ise, Kaymakamlık veya Milli Eğitim müze olarak orayı düzenlese ve oradan ilkokul ve ortaokuldan mezun olanların fotoğraflarını ve görev yapan branş öğretmenlerinin kısa hayat hikayelerini kapsayacak bir bilgi notu şeklinde binada muhafaza edilse, genç nesillere bizim ve bizden önceki kuşakların özgeçmişleri intikal etmiş olur. Benim aklıma geldiği için söylüyorum. Takdir sizin. Selamlar.
Emekli bürokrat ve işadamı (inşaat Y. Müh.) Abdurrahim TERZİOĞLU 

4.4 NECATİ AĞIRALİOĞLU´NDAN (07.02.2016)
Eğridere İlkokulunu 1957 baharında bitirince babaannem benim hafız olmamı istedi. O, evimizdeki tek söz sahibi. O tarihte bir hısımımız Bayburt – Sancaktepe´de (Keleverek) imamlık yaparmış. Bu maksatla onunla konuşulmuş, program yapılmış, programa göre yazın izine gelince onunla birlikte bulunduğu yere gidecek ve hafızlığa çalışacağım. Bu maksatla ön hazırlık için evde bana tığla beyaz renkli bir takke bile ördüler. Ben de onu giyerek Cami Mahallesinde etrafa hava atıyorum.
Neyse,  bahsi geçen imam o yaz izine gelmedi.  Okullar açıldı. O sırada babam Trabzon´dan eve haber gönderdi. “Çocuğu ortaokula kaydedin” diye.  Belgelerimi tamamlayıp Hasan Amcamla birlikte Işıklı Mahallesinde bulunan ortaokula gittik. Müdür odasında Müdür İzzet Şahin´le görüştük. Belgelere baktı. “Bu çocuk 1947 doğumlu. Nasıl olacak? En küçük 1945 doğumlular alınıyor.”
Bir anlık tereddütten sonra Müdür Bey, “Mademki bu bacaksız ilkokulu bitirdi, ben de onu kaydediyorum” dedi ve beni kaydetti.  Veli olarak pek çok öğrencinin velisi olan Hizmetli Muharrem Dündar belirlendi. Zaten okulun üç demirbaş elemanı var. 1. Müdür İzzet Şahin, 2. Müdür Yardımcısı Hüseyin Serdar, 3. Hizmetli Muharrem Dündar (1929-2011). Okul binası başlangıçta  5 sınıfı olan ilkokul olarak yapılmış. Kaydolduğum dönemde birinci sınıfta iki şube, ikinci sınıfta 2 şube ve 3 sınıfta tek şube bu sınıflarda ders görüyordu.
Sonradan öğrendiğime göre nüfusa kaydım, dedemin ölümü sebebiyle ailenin toparlanamamasından dolayı geç yapılmış ve doğum tarihi 1947 yazılmış. İlkokul Öğretmenim Mehmet Akçelik babamın arkadaşı olduğu için ve babam kayıt sırasında askerde bulunduğundan benim kaydımda nüfus kâğıdı aranmamış. Böylece ilkokula kaydım yapılmış. Ancak ilkokuldan mezun olurken nüfus cüzdanı gerekmiş ve 1957 yılında ilk defa bana nüfus cüzdanı çıkartılmıştı.
İzzet Şahin´le ilgili diğer bir hatıramı yazayım.  Ortaokul 1-A şubesindeyiz. Sabahları genellikle Matematik dersi var. Dersin hocası Okulumuzun Müdürü İzzet Şahin.  Nisan ayında gündüzler iyice uzadı.  Bizim mahalleden gelen öğrencilerden bir iki arkadaşla genellikle sabahleyin buluşup okula gidiyoruz. Hiç birimizde saat yok. Eski alışkanlıkla evden güneşe ve ışığa göre çıkıyoruz. Güneşin doğmasından saatin 9´un kadar 4-5 saat zaman var. Bu zaman bolluğundan faydalanarak 4-5 km uzunluğundaki yolumuzun yarısı üzerinde bulunan Fındıklı Mahallesi Camii önündeki düzlükte ceplerimizde taşıdığımız renkli cam misketlerle misket oynuyoruz. Yine böyle bir sabah kravatlı ay yıldız şapkalı kıyafetlerimizle misket oynadık. Fakat oyuna daldık. Çok geç kalmışız, ama farkında değiliz.  Rahat adımlarla saat 10´a doğru sınıfa girdim. Derste İzzet Bey her zamanki hali ile üzerinde açık mavi temiz önlüğü ve elinde tebeşiri ile tahtada ders anlatıyor. Rahat adımlarla sırama yürürken, Müdür Bey “Hayrola feneri nerede söndürdün” dedi. Bu genellikle çok geç kalanlara latife ile takılmak için söylenirdi. Elektriğin olmadığı o dönemlerde insanlar sabah karanlığında fenerle yola çıkar ve gün ağardıktan sonra fenerlerini yolda söndürürlerdi.
Neyse, Müdür Bey sınıfın ortasında yanıma geldi. Beni sınıfın güneye bakan pencerelerinin yanına kadar götürüp güneşi göstererek ”Bak güneş tepeye yükseldi” deyip işaret parmağı ucuyla çeneme vurur gibi bir hareket yaptı. Böylece kırıcı olmadan sınıfın önünde beni ikaz etmiş oldu.
Milliyet Gazetesinde 07.07.1960 tarihli bir başlık: 1600 öğrenci parasız –yatılı okumak için (dün) imtihana girdi.
1980´li yılların başında, İzzet Şahin İstanbul´a gelmiş, Çaykara ve Dernekpazarı Vakfından adresimi almış ve İTÜ´nü taksimdeki binası olan Taşkışla´da odama gelmişti. Çok şaşırdım. Heyecanlandım. Sohbet arasında bulunduğu okulda müdür olup olmadığını sordum. Yeni çalıştığı yerdeki yozlaşmayı kastederek şaka yollu “Bu cemaate imam olunmaz” dedi. O sohbette başka bir öğrencisinin de İTÜ´de hoca olduğunu söylemişti. Şimdi o hocayı buldum ve kendisine İzzet Şahin´i sordum. Cevabını aşağıya ekledim.
Necati AĞIRALİOĞLU 

4.5  PROF.  DR. ATAÇ SOYSAL´DAN (11.02.2016)
Merhaba Necati Bey,
Ben  1947-1948;  1948-1949; 1949-1950  ders yıllarında   Karadeniz Ereğli  Ortaokulunda İzzet Şahin  Hocanın öğrencisi olmuştum. Galiba oraya bir iki yıl önce tayin olmuştu. O sıralarda  15- 20 kişilik sınıflarda okuyorduk. Okulumuz kalabalık değildi. Son sınıfta 16 kişi olduğumuzu hatırlıyorum. Hocalarımız genç, dinamik, idealist ve bilgili insanlardı.
Okul binamız şu anda müze olarak düzenlenmiş olup, Halil Paşa´nın Köşkü olarak anılırdı.
İzzet Hoca´yı iyi ders anlatan, öğrencileriyle yakından ilgilenen, bizler tarafından sevilip sayılan  ve nihayet  bize matematiği sevdiren bir hoca olarak hatırlıyorum.
Ben 1937 Kdz Ereğli doğumluyum ve şu anda aile fertlerimin  bir kısmı orada yaşamaya devam ediyor. Sık sık gidip geliyorum. Aileden kalma bir evimiz de var orada. Ortaokuldan sonra İstanbul Haydarpaşa Lisesi´nde 1950 -1951 ders yılından başlayarak dört yıl paralı yatılı okudum. İTÜ Makine Fakültesini kazandım ve 1960 yılında Makine Y. Mühendisi olarak mezun oldum.
İsteğiniz üzerine bu konuda zaman içinde bazı araştırmalar yapıp bir takım bilgiler bulabilirim. Şu anda  aklıma gelen hususlar böyle, ilerleyen günlerde  görüşmek üzere.
İyi günler dilerim, selamlar.
Ataç SOYSAL 

4.6 AHMET ÜSTÜNBAŞ (01 Temmuz 2011)
“ALLAH RAHMET EYLESİN !!..
1954 - 1957 Yılları arası Çaykara Ortaokulunda öğrenciydim. Rahmetli olduğunu yeni öğrendiğim Merhum Muharrem DÜNDAR da Okulda hizmetli olarak görevliydi. Allah kendisinden razı olsun. Üç yıl öğrenciliğim süresince kendisi ile hiç bir sürtüşmemiz olmadı. Çok iyi bir insandı. Öğrenciler ondan memnundu. Çok saygılı bir kişiydi. Okul Müdürü İzzet ŞAHİN´ di bizim dönemde. Şu anda aradan yarım asırdan fazla bir zaman geçti. Orada öğretmenlik yapanların ve okuyanların da birçoğu rahmetlik oldu. Zaman su gibi akıp gidiyor.
Rahmetli olan Sayın Muharrem DÜNDAR ağabeye rahmetler diliyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun diyorum. Tüm aile efradına, tanıyanlarına ve de yakınlarına taziyetlerimi sunuyorum... 
Hacı Ahmet ÜSTÜNBAŞ - 408 Evler Mah. Muhtarı - KIRIKHAN - HATAY

SONUÇ
Kader bu güzel insanları, iyi hocaları yolumuza çıkarmış. Beni yolcu ederken her seferinde annemin son sözü “Melekler yol arkadaşın olsun” olurdu.
Bu yazının devamını yazmak istiyorum. Çünkü bu yazı sadece bir başlangıçtır. Fakat İzzet Şahin´in ve Hüseyin Serdar´ın birer resmini ve hayat hikâyelerini bulamadım.   Sadece İzzet Şahin´in 09.08.1960 - 04.10.1960 arasında Çaykara´da Kaymakam vekilliği ve Belediye Başkan vekilliği yaptığını bulabildim. Galiba 1961 yılında Ordu´nun Perşembe İlçesine tayin olmuş. O kadar bulabildim. Bulanlar, bilenler veya yakınları bildirirlerse, memnun olurum. Belki bu yazılar ileride Çaykara tarihi ile bilgili bir kitapta yer alabilir. O bakımdan da önemli. Ayrıca ortaokul yıllarındaki kıyafetlerimiz, okula gidiş gelişlerimiz, ders çalışmalarımız ve okulun durumu bundan sonraki yazıda değerlendirilecektir.
Bizim kültürümüzde ya öğrenici ol, ya öğretici ol veya bu iki grubu destekleyici ol kuralı konarak öğrenmeye ve bilime ne kadar değer verildiği gösterilmiştir.
Bu mükemmel insanları gelecek nesillere örnek olarak tanıtmak topluma bir hizmet, onlara karşı bir vefa borcumuzdur.

KAYNAKLAR
Arslan, Zehra, 2011. Demokrat Parti Döneminde Trabzon´da Eğitim Faaliyetleri, Uluslararası Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı: 11, s. 107-134, Güz 2011.
Çaykara Gazetesi, 14 Mayıs  2011.