3 Eylül 2017 Pazar

BABAM MEHMET AĞIRALİOĞLU TARAFINDAN AĞUSTOS 2007’DE BANA YAZDIRILAN NOTLAR

BABAM MEHMET AĞIRALİOĞLU TARAFINDAN AĞUSTOS 2007’DE BANA YAZDIRILAN NOTLAR
-          1919 veya 1920 tarihinde Dursun Ağıralioğlu ile Gülbeden Şahin (Şak) evlenmiş. Alaybey Çatal anlatmıştı:  “Dursun ile Gülbeden’in düğününde Huşo (Yükselen) Köyünden yaklaşık 40 kişi düğün için gelmişti. Evin batı tarafındaki, sağ tarafındaki yoldan eve yaklaşırlarken, eve on metre mesafede durdular. İçlerinden biri başla işareti verince düğün şenliği olsun diye Rus teklisi denen tüfeklerle sıra ile ateş etmeğe başladılar”.
-          Nisan 1923 tarihinde babam (Mehmet Ağıralioğlu) doğdu.
-          1927 yılı sonlarında Hasan Amcam (Ömer Ağıralioğlu) doğdu.
-          1928 de yeni yazı çıktı. Kemal Pamuk’un babası Hamdi Efendi ile Dursun Dedem Sürmene’den hoca almışlar. Yazı yazmak üzere Çaykara’dan bir sac alarak köyde okuma yazma kursu açmışlar. Cami Mahallesindeki Hakkı Efendilerin alt odasını dershane yapmışlar.
-          “1928 yılında okumaya teşvik edildim” demişti babam. 6-7 yaşında okuma yazma öğrenmiş, Güzel Yazı Alfabesi’nden örnekler alarak majüskül yazı yazma üzerinde çalışmış. Babasından toplama, çıkarma ve çarpmayı öğrenmiş, daha sonra matematiğini çok geliştirmiş.
-          1929.  Of Sel Felaketi.  6-11 Temmuz 1929 Of sel felaketi olmuş. Babam sel felaketini hatırlıyormuş. İki üç gün yağmur devam etmiş.  Bizim evin altı akmaya başlamış. Komşumuz Muhammed Osmanoğlu eve gelmiş: “Tehlike var, niçin duruyorsunuz” demiş. İkindiden sonra ev halkı camiye gitmiş. O selde Huc’un evinin altı kaymış ve gitmiş, Esat Dedenin yanında derin bir yar varmış o da kaymış (Ömer amcanın tarlasının altı). Islananların kuruması için Camide soba yakmışlar.  Bir kısım halk kabanlara gitmiş.  Cavluka’nın altındaki köprünün üstünde Ahmet Kamber’in üvey annesi köprü ile birlikte sele kapılmış.  Huşo inmiş ve o vadi tamamen çamur ile dolmuş. Ertesi gün babamlar Çaykara’ya gitmişler. Çaykara’yı tamamıyla sel almış. Eğridere’den gelen su ile çalışan Çaykara Caminin önünde bir değirmen varmış o da gitmiş. Çarşı üst tarafa taşınmış. 1940’lara kadar çarşının alt kısımları pek açılmamış.
-          Temmuz 1929 da Şahide Halam (Kaymak) doğdu.
-          1931’den sonra (Haziran) Gülbeden Ana yaylaya (Haldizen) çıkmaya başladı.
-          Haziran 1932 de Ömer Amcam (Hüseyin Ağıralioğlu)  Haldizen Yaylasında dünyaya geldi.
-          1932 de Ezan Türkçe okunmaya başlamış. Müftülüklere emir gelmiş: Bundan sonra ezan “Tanrı uludur, Tanrı uludur ….” şeklinde okunacak” diye. Dursun Dedemin bir dayısı Of’ta imam iken muhtar ona yeni ezanı yazıp okunmasını gösteriş. İmam :”Ben bu yaştan sonra bunu yapamam, yarın vazifeyi bırakıyorum” demiş. Köydeki kadınlar imamın gitmesini istememişler. Bunun üzerine, köyde bir iki genç bu ezanı öğrenir ve ezan vakti onu birisi okur diyerek köylü imamı ikna etmiş.  İşlerin yoğun olduğu bir yaz günü ezan vakti yaklaşmış, camiye kimse gelmeyince, hoca ezanı eski usulde okumuş.  Jandarmalar bir görev dolayısıyla köyden geçerken ezanı duymuşlar ve hocayı alıp Of’a götürmüşler. Hoca nezarete atılmış. Dursun dedeme haber verilmiş. Dursun Dede dayısının oğlu Hafız Mustafa ile gece yola çıkıp Of’a gitmişler. Aracı olacak bir adam aramışlar. Bir davavekili ile Jandarma Komutanına gitmişler. Jandarma komutanı bir daha Arapça ezan okumayacağına dair hocaya yemin ettirmiş ve onu nezaretten çıkarmış. Hoca sonradan Eğridere Köyünde imam olmuş, fakat yemin ettiği için Arapça ezan okumamış. Ezan şekli değiştikten sonra ancak okumaya başlamış.
-          1933. 1933’ de Dedemler 12 koyun almışlar. Daha önce evde koyun yokmuş. Babam 10. Yıl marşını hatırlıyormuş.
-          1935. 1935’ te Kukula Suyundaki kom (mezra evi) yıkılıp yeniden yapılmış.
-          Zühre Çiçek’in (Bibi) kocası Haldizen’de Aygır Gölünün yukarısındaki dağda tipide kar altında kalarak ölmüş.
-          1936. Babam anlatıyor: ”1936 de Köyde Hüseyin Baltacı muhtar. Zerdabacika, Harcan, Kamenokur, Can yatağı gibi meralar kâmilen usulsüz yayla haline getirildi. Yayla yapanlar evinin etrafındaki çayırı da taş duvarla çevirip kendi çayırı haline getirdi. Pek çok kimse yayladaki evini yıkıp buralara taşıdı. Mezirelik (Güzlek) bir bakıma yayla (yaylak; yazlak) haline getirildi. Gurnalar çok evvel Pirvana’yı kendi üzerlerine tapu ettiler. Köy heyetinde Hüseyin Baltacı, Mustafa Ağıralioğlu, Dursun Ağıralioğlu, Mustafa Çolak bulunuyor. Köy ihtiyar heyeti önce yeni yapılan bu yaylaların yıkılmasına karar verdi. Sonra Pirvana tapusunun iptali kararlaştırıldı. Bu kararlardan sonra yıkıma başlamak üzere bir heyet olay yerine gitti. Yeni ev sahiplerine ”Aşağıdaki evleri yıkıp almazsanız, biz yıkacağız” dendi. Sait Yıldız ve Osman Can gibi gençlerin de katıldığı bir grup evlerin etrafındaki çayır duvarlarını yıkıp kaldırdı.  Böylece bu yerlerdeki kanunsuz yerleşim ortadan kaldırılmış oldu.
-          1937. Mayıs 1937 de Kemal Amcam (Ağıralioğlu) Kom’da dünyaya geldi.
-          1941. Aralık 1941 de annem Hava Şabanoğlu ile babam Mehmet Ağıralioğlu evlendi.
-          1942. 1942 de bir grup Manisa- Akhisar’a gitmişler. Grupta Dursun dedem, Ali Amca, Muhammed Amca, Dursun Yüksek, Babam Mehmet, Cafer Can, İsmail Koca (Tufan) ve onun babası varmış. Gördes’te Kökseki Dağında ormanda kereste işinde çalışmışlar. Oraya Yörükler gelmişler. Onlardan süt, yoğurt, peynir alıyorlarmış. Çadırlarının aşağısında büyük bir pınar varmış. 80-90-100 santimetre çapında uzun ağaçları biçiyorlarmış. Gördes’in Belediye Başkanı hapse düşmüş. Para veremeyeceği söylentilerine binaen her ay para istemişler. O da işi bıraksınlar demiş. Babam orada hastalanmış. Eylüle doğru Gördes’e inmişler. Oralarda çok sivrisinek varmış ve onları çok rahatsız ediyormuş. Bütün Türkiye sahillerinde ve sulak mekânların yakınlarında sivrisinek ve sıtma yaygınmış. Memlekete dönmüşler. O kış boyunca babam hastaymış.
-          1943.15 Eylül 1943 bir grup tekrar gurbete gitmek üzere Erzincan’dan trene binmek için yola çıkmış. Babam: “Hızar takımları ile yola çıktık. Bir gün Kom’da kaldık, ertesi gün Haldizen’e çıktık. Ben yaylada Gürcüoğullarından (Gür)bir nine vardı, onu ziyaret edip Haldizen Köyüne döndüm” demişti. Dedem Dursun, Babam Mehmet, Ali Amca, Muhammed Amca  grupta olanlardan. Köyde Osman Turan’larda kalmışlar. Köydeki evin çatısının tamiri yapılacaktı, fakat çatı tamiri olmadı. Ertesi gün erkenden yola çıkmışlar ve Balık Gölünün diplerine kadar sabah karanlığında gitmişler. Erzincan’da kestaneciliğe gitmek üzere Osman Turan’ın da kafileye katılması ile gece vakti Bayburt şehrine varmışlar. Bayburt Şehrinde bir gece otelde kalmışlar. Büyükler Geleverek’te kalmış, babam Mehmet ile Osman Kısanta yakınındaki Saracık Köyüne gitmişler. Çünkü Osman sigara içmek için büyüklerden uzakta durmak istiyormuş. Orada Osman Turan’ın bir akrabası varmış. Osman Turan bir mazeret bildirerek orada kaldı. Ertesi gün dört kişi yola koyulmuşlar ve Aşağı Lori Köyünde kalmışlar.  Babam anlatıyor: ”Orada Hamid isminde Mezireli babamın bir askerlik arkadaşı vardı. Onun yanında kalmışlar. Odası vardı ve biraz alakasız kaldı. Alındık. Hava bozdu. Oradan erken yola çıktık. Sibigar Dağını aşmak istiyoruz. Dağı aşacağız, dediler. Bir köy gördüler, orada kalalım dediler. Kar yağıyor.. Köylülerden hiç kimse onları misafir almadı. 5. Gün Minikler Köyüne vardık; 6. Gün Erzincan’a ulaştık. Lori ile Minikler arasındaki yolda devamlı yağmur yağdı. Minikler’e girerken kar yağışı başladı.” Babam devam ediyor:  “Erzincan’da Hecire Halamızın oğlu Muhammed ile buluştuk. Akşamüzeri trene bindik. Eskişehir’den inecektik ve oradan Balıkesir’e geçecektik. Fakat hızar takımını trenden alamadan tren kalkmış ve bizim alet takımı yanlışlıkla Haydarpaşa’ya gitmiş. Ali Amcaların hızar takımını ise trenden aşağı atmışlar. Takımların oradan geri gelişini beklemek için bir hafta Eskişehir’de biraz kötü bir otelde kaldık. Her gün istasyondan hızar takımının gelip gelmediğini soruyoruz. Harçlığımız bitti. Oflu çocuklar oradaki Sanat Okulu inşaatında çalışıyorlar. Babama dediler kiş Mehmet gelsin bizimle çalışsın. Ben de çalışmak istedim. Kum ıslak olduğu için kum eleyemedim. Kireç söndürmeye başladım, fakat kireç burnumun kanamasına sebep oldu. Rizeli ustalardan hızar alıp büyük ve çivili bir kütüğü biçtik. Bu arada hızar ve diğer aletler Haydarpaşa’dan geldi. Beni yanlarına alan Kus’lu (Oflu) insanlar hızarı almışlar, yarı fiyatına vermişler. Oradan Ali Amcaların olduğu Dursunbey’e gittik. Orada Şuturlardan Ahmet Usta vardı. Dursunbey’de Baltacı Ömer (Kemal Baltacı’nın amcası) bizi bir akşam evinde ağırladı ve yemek verdi. Bir akşam otelde kaldık. Otel lüks, sahibi hatır için bizi kabul etti. Nihayet grupla birleştik, sonra yeniden ayrıldık. Birkaç gün çalıştıktan sonra iş bitti. Zaten balta kırılmış.  Kepsut’ta yaptırılabileceklerini söylediler. Yaya Kepsut’a gittik. Bir gün sonra baltayı alabileceğimizi söylenince han gibi bir yerde kaldık. Kepsut’tan yaya olarak Balıkesir’e gittik, Cihan Otelinde kaldık. Maden ocağından gelen işçileri, babam ve benimle aynı odaya koydular. Onlardan bitlendik. Birkaç gün bazı ağaçlar yardık. Biraz para biriktirdik. Babam birkaç gün bir işe gitti. Balıkesir’de 5-10 gün kaldık. Akrabalarımız Bigadiç’te bir okul inşaatında iş buldular. Biz de oraya gidip biraz çalışıp harçlık biriktirdik. Mektep işi aldılar, onu beraber bitirdik. Yine iş bitti. Mektep kerestesi de bitti. Hep beraber Akhisar’a gitmeye karar verdik. Bigadiç’e indik ve bir akşam kaldık. Sabah olunca yaya yola girdik. 4 kişi hızarlar omuzumuzda Sındırgı’ya gittik. Bir akşam da Sındırgı’da kaldık. Sındırgı’dan sonra dağda kar yağdı. Dağdan güneye inince yol üstünde bir inek damına girdik. Gündüz olduğu için hayvanlar yoktu. Sındırgı yolu üzerinden Akhisar’a gittik. Yolda kar yağmur karışık yağıyordu; bir dam bulduk,  ısındık. Yeni bir köye vardık. Orada ocak yaktılar; ısındık. Akhisar’a vardık; Paşa Amcanın evinde kaldık. Dursun ve Babam ile birlikte bir mağazada çalıştık. Öteki grup yeniden Dursunbey’e gitti. Biz Akhisar’ın köylerine gittik. Oralarda biraz çalıştık. Ondan sonra Gördes köylerine gittik. Orada da biraz çalıştık. Yaz geldi, sıcaklar bastırdı. Memlekete dönmek istiyoruz. Akhisar- Bandırma tren yolu ile Bandırmaya geldik. Mayın tehlikesi olduğu için Denizyolları kapalı. Alman Harbi dolayısıyla deniz ulaşımı durdu.. Oradan İstanbul’a geldik ve İstanbul’da iki gün kaldık. Tren ile iki günde Aşkale’ye geldik. Aşkale’den yaya olarak dağlardan (Kurna Kabanı) Bayburt’a gelip bir gece kaldık.  Oradan bir günde yaya olarak Haldizen’e geldik. Bayburt Dağında Kemal ve Hasan ile karşılaştık. İşçi elbiseleri içinde perişan bir vaziyetimiz var. Çayır biçimine yetişmek üzere Ağustos ayında memlekete gelmiş olduk.
-          1944. Babamın anlattığına göre 1944’ te babam Selim Dere’ye – “Hac Yolu açılırsa bu çocuğu alıp hacca gideceğim” dedi.
-          1945. Ocak 1945 tarihinde babamla dedem misafir odasının tavanı ve duvarını yapmışlar. Daha sonra mayısa doğru duvarın kireçlemelerini tamamlamışlar.
-          1945. 27 Mayıs 1945 Cumartesi günü,  ineklerle göçlerin komlardan yaylaya çıkacağı gün Kom’da doğmuşum (Necati ). Ebeliğimi Şakire Hala (Can) yapmış.
-          1945. 1945 30 Ağustos’unda (Rumi 17 Ağustos) Dedem Dursun vefat etti. Dursun dedem Ağustos ayında Haldizen’de Paskal’daki çayıra gitmiş. Bir sinek veya Şarbon sineği onu ısırmış, Kulağında ağrı başlamış.  Bir kaç gün sonra babamlarla Kalusa’da ot biçiyorlarmış. Dedemim yüzü kıpkırmızı olmuş. Eve gelmişler. O gece dedem ağrıdan uyuyamamış. Araba bulup Trabzon’a gidememişler. Kısaca Cumartesi yayladan gelen dedem bir hafta sonra 1 Eylül 1945 Cuma günü sabaha yakın ölmüş ve o gün toprağa verilmiş. Böylece beklenmedik bir zamanda, aniden 22, 18, 16, 13 ve 8 yaşlarında beş çocuk, yaşlı bir anne, bir hanım, bir gelin ve bir torun olmak üzere toplam dokuz kişi evde reissiz ve gelirsiz kaldı. Altı odalı, iki ambarlı evin kıbleye göre güneydeki ocaklı iki odadan sol tarafındakinde Gülbeden büyük ana ve çocuklar, sağ tarafındakinde Hatice büyükanne kalıyormuş. Sağ taraftaki köşedeki odada ise babam ve annem kalmışlar. Çardak misafir odası olarak kullanılıyormuş.  
-          195. Ekim 1945’de, komşuların babam için kalaycılık kolaydır, kalaycılık yapsın demesi üzerine, babam Mehmet, Alaybey Çatal ile Giresun ve Ordu’ya kalaycılık yapmaya gitmiş. Bir yerde iş bulmuşlar. Babam sonrasını şöyle anlattı: ” Üç ay kadar gezdik. Bana para vermedi. Ustalık öğrendi dedi. Annem şüphelendi. Muhammed Osmanoğlu dedi ki: ustalığına gitti, para verilmez”. Evin borçları var. Koyun ve inek satarak borçların bir yarısı kesilmiş.
-          1946. 1946 Nisan, Mayıs aylarında, Babam, bacanağı Sait Usta ve Ömer Amcam ile birlikte yaya olarak Bayburt’a gitmişler. Erzurum’da çalışmışlar, Sarıkamış’ta bir dükkân iş bulmuşlar, onu yapmışlar. Çayır kesme zamanı gelince babam memlekete gideyim demiş ve işi bırakmış. Halim’in Mustafa Amca ile daha önce Ömer Amcayı eve yollamışlar. Babam bundan sonrasını şöyle anlatıyor: “Sait Usta yalnız kaldı. Koyunlara Hasan bakıyor. 1,5 sonra tekrar yola girdik. Haldizen’den Bayburt yoluna gittik. Bir kamyonun arkasında Erzurum’dan Sarıkamış’a gidiyoruz. Kış bastırdı. Tekrar köylere girdik. İş yok, geri döndük. Partıl’da bir gece kaldık. Kurban bayramına iki gün kaldı. Aç, fakir köyler var. Başka bir köye gittik. Bir gün sonra Oltu’da bayram namazını kıldık. Oradan kalkarak Tortum’a yakın bir köyde kaldık. Tortum’un Kale Köyünde kötü bir odada yattık. Önümüzde büyük bir dağ var: Gâvur Dağı. Sabah erken yola çıktık. Ovacık Köyü var, Oradan geçip Arap Köyünde kaldık. Bir su gördük, namaz kılalım dedik ve kıldık. Arap Köyünden sonra Masat Deresinden aşağı indik. Köylüler harmanlarını yapamadılar. Paşaköyü’nde kaldık. Bayburt şehrine indik. Şehirde kaldık. Sonra Abrans Köyüne gelip kaldık (Çencül’e yakın). Sabah erken yola çıktık ve Soğanlı Dağına geldik. Herhalde yolda birisinin çantasından yumruk kadar bir helva düşmüş. Helvayı bulunca yedik. Ogene’lerden aşağı indik. Harhış Deresinde yemek yedik: Kavurma ve yoğurt. Dükkâncı her birimiz için 2,5 lira para istedi. Harhış, Şinek(Ataköy) üzerinden gece eve geldik. Biraz para kazandık. Bu para ile ve biraz koyun ve inek satarak borçları kestik”.
-          1947 yılında Mehmet Ağıralioğlu, Kadıoğlu İbrahim (Ulusoy) den Arapça okumaya başlamış, sonra bırakmış.
-          Temmuz 1947 de babamlar Kalusa’da bir bacika (baraka) yapmaya karar vermişler ve Büyükyamaç’tan biraz kereste hazırlayarak bunu gerçekleştirmişler.
-          1947 yazında Şahide Halamı Şaflar,  Ahmet Yazıcıoğlu’nun büyük oğlu Hafız Hasan ile evlendirmek için Haldizen’den zorla kaçırmışlar. Ahmet’in Kardeşi Mahmut Amcanın Bayburt’taki bir tanıdığına onu bırakmışlar. Şahide hala çarşıda konuşan bir grubun Çaykaralı olduğunu anlamış ve yolda onlara katılmış, önce onlarla aralarında belli mesafe bırakarak onları izlemiş, sonra kendisine kim olduğu sorunca durumunu anlatmış, onlar da atlarının yükleri üzerinde onu saklamışlar. Şurlularla, Şur Köyüne (Şahinkaya)  gelmiş ve daha sonra oradan Çaykara’daki eve gelmiş.  Babam o sırada yayladaymış. Halam eve döndükten sonra da onu bu evliliğe ikna edememişler. Daha sonra Karahasan Mustafa Kaymak için Şahide Halamı kaçırmışlar. Halam orada da durmak istememiş. Mustafa yetim. Babam şöyle devam etti: ”Mustafa’nın hiç bir şeyi yok, yatak yok, yemek yok. Şahide Halanın annesi Gülbeden Ana herhalde birincisine razı idi. Belki kızını Mustafa Amcanın Ahmet’ten kaçırmak için o işe razı olmuştu”.  
-          1948 yılında Mustafa Yıldız (Gurna) gelip Gülbeden anaya söylemiş ve bu teşvikle Hafız İbrahim Yıldız (Gurna) ile babam birlikte tekrar Arapça öğrenmeye başlamışlar. Babam bir sohbetinde: “O (İbrahim) hafız olduğu için iyi ezberliyordu, ben ise iyi anlıyordum “ demişti.
-          1948 kışında Çaykara’da büyük bir kar yağışı olmuş.
-          1948 ilkbaharında (yazbaşı), babamlar yeniden dışa açılmak istiyorlar. Babam ile Ömer Amcam yeniden kalaycılık yapmaya gitmişler. Babam şöyle devam ediyor. “ Nisanın 15’inde yayan yola girdik. Bayburt Masat Deresinden yukarı gittik. İneklerin izi ile bir köy bulduk. Kar yağıyor. Bir teyzeye sorduk. Oda gösterdi, odada odun yok. Kar eserek yağıyor.  Bir evde ocak tütüyor. Kapıdan İçeri girdim, yerde keçe serilmiş. selam verdim. Selamı almadılar. Odada insanlar var, fakat hiç bize bakmıyorlar. Evin oğlu askerden gelmiş, o vesile ile toplantı halindeler. Neyse hepsi kalkıp başka odalara gittiler. O gece orada kaldık. Bir köyde biraz çalıştık. Sadoğlu Resul ile buluştuk. Şaf (Ahmet yazıcıoğlu) ile biraz çalışıp alacak yaptıktan sonra Sarıkamış’a kadar gittik. Ömer ile Şaf oradan geri döndüler. Sarıkamış’ta Hasan Usta (Kofoğlu) ile buluştuk. Bana sakın kalaycılık yaptık deme, dedi. Sarıkamış’ta birisi ile ortak aldıkları bir işte bana 3 lira yerine, 6 lira yevmiye verdi. O sırada Şaf alacak için Sarıkamış’a geldi. Makbuz ile paranın yarısını Numan Çavuş’a (Boz) havale ettik”.
-          Nisan 1949’da babam tekrar Sarıkamış’a gidip 4-5 ay çalışmış ve Ekime kadar 850 lira kazanmış. O sırada bir altın 9-10 lira değerindeymiş.
-          Ekim 1949 tarihinde Ahmet Ağıralioğlu ile Fatma Şeker (Subava) evlendiler. Düğüne uğur getirmesi ve ilk çocuğun erkek doğması dileği ile bir anne babadan doğan ilk çocuk olmam sebebiyle beni düğün günü bizim evden alıp yeni oturmakta olan taze gelinin kucağına verdiler. Fatma yengenin de bana mor renkli kadife küçük bir mendil hediye ettiğini hatırlıyorum.
-          Aralık 1949 yılında Hasan Amcam ve Ayşe Yaroğlu evlendiler. Bu evlilikte Hasan Amca Ayşe yengeyi rızası dahilinde kaçırmış.  Babam: “600 lirayı Sait Yar’a uzlaşma için verdik” dedi. Hasan amcalar evlenince önce misafir odasında kalmışlar, iki üç ay sonra küçük odaya geçmişler.
-          Nisan 1950 de Hatice Büyükana (Dursun dedemin annesi ) öldü.
-          Mayıs 1950 de Haldizen’deki yayla evi inşaatına başlandı. Babam o zamanı şöyle anlattı: “1950 yaz başında yıkılmak üzere olan yayla evi yıkılıp yeniden yapıldı. Hasan Amca önceden gidip bir miktar mertek ve kirişler satın aldı. Selman Dayım ile Derindere’de 160 tahta biçtik ve hazırladık. Seçim arifesinde çamları devirdik. Behram Amca ile Yaşarın Babası İsmail Turan bu tahtaları yarılığına taşıttılar. Ayrıca 18 tane kiriş aldık. Ömer Turan’ın  bu işte faydalı tesiri oldu. Hiç zarar veya sıkıntı görmedik. Mustafa Şabaoğlu (dayım) ile Hamdi Ara’nın babası Arabeko’yu usta aldık. Yaylayı yıktık. Muhammed amcanın evine geçici olarak yerleştik. 20 günde yaylayı yaptık. İneklerimiz yaylaya çıkınca ev halkı bir süre Abdurahman Gür’ün yaylasında kaldı. O sırada Kemal Amca evin yukarısındaki koyun yataklardan kızakla taş sürükledi. Bir hafta sonra Gür ailesin yaylaya geleceği öğrenilince, taş duvarları örülmemiş yeni eve taşınmak durumunda kaldık. Acele ile üst duvarlar ile ahır duvarları tamamlandı.” Bu duvarların örülmemiş olduğu hafta ben de yayladaydım ve geceleri evin içinde çok üşümüştük.
-          Eylül 1950’ de Dursun Yüksek ve Babam Manisa’ya gitmişler. Trabzon’dan gemi ile İstanbul’a, oradan İstanbul-Bandırma vapuru ile Bandırma’ya geçmişler. Bandırma’dan Bandırma- Manisa treni ile yolculuk yapmışlar. Bu gurbetten Temmuz 1951 tarihinde, yani on ay sonra memlekete dönmüşler.
-          1951 Ocak ayında, köyde büyük bir kavga oldu. Kavgadan birkaç gün sonra Çatalların evlerinin aşağısındaki karla kaplı eğimli tarlalarda, biz çocuklar kavga sırasında insanların üzerinden düşmüş tükenmez kalem, tarak gibi eşyalar bulmuştuk.
-          1951 Nisanında, Hasan Amcamın oğlu Reşat Ağıralioğlu doğdu.
-          1951 Mayısında, Kardeşim Safiye Hoş,  Kom’da dünyaya geldi; ebesi Şakire (Can) Halaydı.
-          1951 sonbaharında Koldoşersa’da ev yapmak için arsanın temeli açılmıştı.
-          1952 Martında karlı bir havada imece toplayıp keresteyi Koldoşersa’ya taşımışlar. Babam şöyle diyor:” Mustafa Koda, (benim büyük dayım, Şabanoğlu) ile Abuş Muhammed’i (Yaşar) usta olarak aldık. Koldoşersa’daki eski küçük mezireyi yıkıp karşı düzlükte yeni bir ev yaptık. 15 günde ahşap kısmı bitti. Taş duvarların yapımında, iki gün Halil Yıldız,  bir gün Selman Dayım (Şahin) usta olarak geldi.” Evin kapılarını babam yapmış. Eski ev, karşı tarafta yaya yolunun üst tarafındaydı. O evi ben de hatırlıyorum. Toprak altından çıkardığım yumuşak taşları boş mermi kovanları ile yontarak misket haline getirdikten sonra tek başıma eski evin ahşap döşemelerinde misket oynadığımı hatırlıyorum. 
-          7 Temmuz 1952 de Babam Mehmet Ağıralioğlu askere gitmek üzere evden hareket etmiş. Babam, İsmail Kaymak, İsmail Koca, Mehmet Korkmaz İstanbul’a sevk edilmişler. Başlangıçta babam gümrük askeri sınıfına ayrılmış. Fakat gümrük askeri kalktığı için Sirkeci dağıtım noktasında 10-12 gün kalmış ve sonra sınıfı tanksavar topçu sınıfına çevrilmiş. Bir subay gelmiş, “Seni nereye vereyim” diye sormuş. Babam ise “Siz bilirsiniz, nereye isterseniz” cevabını vermiş. ”Bakırköy- İncirli Çiftliğine göndereyim sizi. Çok rahat, çok güzel bir yer” demiş. Üç ay sonra yüzbaşısı onu Davutpaşa’ya çavuş kursuna yollamış. Orada belli bir süre kaldıktan sonra Pekiyi derece ile imtihanı kazanmış ve belge almış. Yüzbaşısı iki defa kurs merkezine gidip geldikten sonra çavuşluk ve vesikasını yüzbaşı alıp kendisine getirmiş. O yüzbaşı sayesinde askerliği kolay geçmiş.
-          1952 Eylül ayında Eğridere Köyü ilkokuluna kaydedildim.
-          Ekim 1953 de babam askerden izine gelmiş bir ay kalmış ve dönmüş. Koldoşersa’da ben evde, büyükannem 40-50 metre yukarıdaki koruda iş yaparken eve asker kıyafetli bir kişi girdi. Annem nerde diye sordu. Ben de Büyükanneme seslendim:  “Ana biri geldi, sizi soruyor”. Kimdir sorusuna ben cevap veremeden, babam” Ana benim” diye seslendi. Ana eve doğru ve heyecanla koşarken babam da annesine doğru hamle yaptı ve yarı yolda karşılaşıp kucaklaştılar. Her ikisi de çok sevinmişti. Ben başlangıçta asker kıyafeti ile eve giren babamı tanıyamamış ve biraz mahcup olmuştum.
-          1953. 1953 de Ömer Amca Fatma Yenge(Selçuk) ile evlenmiş.
-          1954. 1954 yazında yaylada bizim evin koyunlarını bekledim. İlk çobanlık yılım. Akrabamızda üç evde davar var. Esat’ın Mustafa Amca ile Halim’ın Mustafa Amca’da koyun ve keçi sürüleri var. Onlar birleştirip bir sürü yaptılar. Bizim koyunları o yıl ayrı bir sürü şeklinde ben bekledim.
-          1954. Ocak 1954 de Kemal Amca ve Feride Yenge (Şeker) evlendi.
-          1954. 7 Temmuz 1954. Babam anlatıyor. “7 Temmuz 1954 de terhis oldum. O sırada Davutpaşa’da askerlik yapmakta olan Hafız Nazım bana Kofoğlu beraber dönelim dedi. Bir hafta onu beklerken Nizam Yaroğlu’nun Beylerbeyi’ndeki evinin çatısını onardım. Ayrıca bahçesinde bir havuz yaptım. Onun betonuna o günün tarihini attım.” 1964 yılında Nizam Yaroğlu’nun o evinde misafir kaldığım bir gün babamın yaptığı o havuzu ve tarihini görmüştüm. Fakat daha sonra  bu ev ve bahçesi Boğaziçi Köprüsü istimlâk alanında kaldı.
-          1955 ilkbaharında Babam ve Ömer Amcam Akhisar’a gitmişler. Giderlerken büyük annem Kemal’i de alıp götürün deyince 18 yaşında olan onu da alıp götürmüşler. Dere ıslahındaki bir bere inşaatına girmişler. Bu dere Menemen kenarından geçiyormuş. Daha sonra Mustafa Kaymak da oraya gitmiş. Menemen’de biraz iş bulmuşlar. Sivrisinekler çok rahatsızlık veriyormuş. Sinekler kuzuların gözlerine giriyormuş. Babam anlatıyor: ”Bir gün muhtar heyetler ve bekçi içlerinde olmak üzere on iki kişi kadar insan atlara binmiş halde yanımıza geldiler.” Siz mahkemeye vereceğiz. Çünkü çalışanlar dereye giriyor ve kavunlardan yiyor” diye bağırıyorlar. Çalışanlardan altı yedi kişi dereye giriyor, yol kenarındaki tarladan bir iki delice domates alıyor. Biz cibinlik içinde yemek yiyoruz. Gözümüz, yüzümüz toprak içinde. Babam onlara sert çıkmış.” Ne olmuş, iki domates almışlar veya iki kavun yemişler diye. Size çok büyük haksızlık yapmışlar; öyle mi? Toplanıp geldiniz. Bu bereler padişah zamanında yapılmış, biz onu onarıyoruz. Yeni inşaat ile bere 1,5 metre yükseltilmektedir. Böylece Çay taşınca su ovaya girmesin diye bu inşaat sizin için yapılıyor.” Babam devam ediyor: “Yine Akhisar’a döndük. Akhisar’ın bir köyüne gittik, biraz çalıştık. Fakir insanlar, misafir yatıracak yerleri yok. 1955’in 11. ayında memlekete döndük. O sırada Hasan Amcan askerde”. Kestane ağaçlarından kereste hazırlığı yapıp köyde yeni bir ev yapmak istiyorlar.
-          1955. 1955 yazında yaylada ikinci yaz koyunları bekledim. Bu sefer akrabadan Muhammed ve Osman Amcalar da keçi sürüleri aldılar. Bizim ev, Muhammed amcalar ve Esat’ın Mustafa Amcaların evlerindeki küçük baş hayvanlar birleştirilip bir sürü, Halim’ın Mustafa amaca ile Osman amcanın davarları diğer bir sürü oluşturdu. Böylece ikinci yaz da koyun çobanlığı yaptım.
-          1955. 1955 Ekim ayında Ömer Amcamın oğlu Mustafa doğdu. Annesini evin sol tarafındaki ocaklı sıcak odada loğusa yatağında yatarken ve yanında ablak ve güler yüzlü bebeği, Mustafa’yı yatarken gördüğümü hatırlıyorum.
-          1956. 1956 Nisan’ında yeni ev yapımına başlandı. Ahmet Pamuk ile Ahmet Aslan (Maraşlı Köyünden) usta olarak tutulmuş. O yaz inşaatın kabası bitmiş. Kastan’daki kiremit fırınında kiremit işinde toprak hazırlama ve kurutma işlerini Kemal (Amcam) yapmış. Mustafa Bekiroğlu ona yardımcı olmuş. Ayrıca Dursun Yüksek pişirme işini tarif etmiş ve fırını yakmış. Çok iyi kiremit olmuş. İnşaat sırasında malzemeleri ve bilhassa keresteleri taşımak için büyük imeceler toplanmış.  Ustalara her gün sabah (kahvaltı) ve öğlen yemeği verildiği için Annem Havva evde mutfak işi ile ilgilenmiş. Fatma ve Feride yengelerim ise taş, kiremit ve diğer malzemelerin taşınmasında çok emek vermişler. Kereste hazırlanmasına Fatma Yengemin ağabeyleri Ahmet ve Muhammet Selçuk çok yardım ettiler. Taş duvarların örülmesinde babamın dayısı Selman Şahin’in önemli yardımları oldu. O yaz büyükannem ile ben yaylada kaldık.
-          1956. 1956 yazında yaylada üçüncü yıl koyunları bekledim.
-          O sonbahar, koyunları sattık. Sadece evin yün ihtiyacı için 6-7 tane evde bıraktık. O güz büyükannemin şeker hastalığı ortaya çıktı.
-          1956. 1956 yazında yaylada üçüncü yazda bizim evin koyunlarını bekledim. Bu sefer Muhammed amcalar keçilerini sattıkları için bizim evin koyunları ile Esat’ın Mustafa amcaların ince malları birleştirilip bir tek sürü yapıldı.
-          1956. Eylül 1956 tarihinde kardeşim Dursun köydeki evde doğdu.
-          1956. Babam anlatıyor: “ 1956’nın sonunda annem hasta oldu.  O zaman Trabzon’da Dr. Sami Akmanlar’a onu götürdüm. Doktor muayene ücreti 5 TL, usta yevmiyesi ise 5 TL idi.”
-          1957. 1957 baharında babam ve kardeşlerinin arazi ve evleri birbirinden ayrıldı. Eski evde kardeşlerden Mehmet ve Kemal kaldı.; yeni eve Hasan ve Ömer amcamlar yerleşti. Babaannem ise en küçük çocuğu Kemal Amcam ile oturmaya karar verdi.
-          1956-1957. Babam anlatıyor: “1956-1957 de Mustafa Koda (Şabanoğlu), büyük kayınbiraderim, köyde muhtar. Çaykarada 40 kadar köy var. Köy bütçelerini ilçede sadece iki kişi yapabiliyor: Fehmi Mutrupoğlu ve Oflu Mehmet. Bunlar gelen iş taleplerini sıraya koyuyorlar. Sıra çok geç geliyor. Eskiden beri köyde doğum, ölüm, evlenme beyannamelerini hayrına dolduruyorum. Köy bütçesi hazırlamasını öğrenmek istedim.  Eski bütçeye baktım. Fakat eski Türkçe bakiye, sarf, gelir gibi ifadeleri anlayamadım. Muhtar Mustafa ağabeye: Bu yıl bütçe defterlerini ben yazayım dedim. Cezalanacağından korktuğu için bir yıl beni atlattı. İkinci yıl artık beni kıramadı ve defterleri ben yazdım. Muhtar Çaykara’da defteri Özel İdare memuru Mehmet Kumkumoğlu’na (Mustafa Kumkumoğlu’nun ağabeyi) teslim etti. Önce defteri aldı, kabul etti, bir kenara koydu. Sonra “Bu bütçeyi kim yaptı?” diye sormuş.  Muhtar: “Bizim oradan genç birisi yaptı” deyince yeniden defterleri ele alıp incelemiş ve “Ona haber ver, bana gelsin; bunu yazanı göreyim” demiş. Ben de çarşıdaydım. Gittim. “Sen mi yaptın bu bütçeyi” diye sordu. “Evet” deyince, “Başka bütçeler de yapabilir misin?” diye sordu. Ben de “Hayır yapamam, Trabzon’a gideceğim” dedim. Bundan sonra 2-3 sene köy bütçelerini ben hazırladım.”
-          1956. Babam devam ediyor. “Trabzon’a gittim. İbrahim Yar- Sadık Çakır’ın ürettikleri Bak-Yar markalı lastik ayakkabı satışını üzerime aldım. Bir süre bu işe baktım. Şehirde çok imalatçı çıkınca satışlar azaldı. Masrafını koruyamayınca imalathane 1961 yılında kapatıldı. O yıllarda ticari muhasebeye başladım”.
-          1958. Ben İLK DEFA TRABZON’U GÖRÜYORUM. 1958 Şubat tatilinde Çaykara’dan otobüse binip ilk defa Of’ta denizi görüyor ve Trabzon’da çalışan babamın yanına gidiyorum. Babam Hüseyin Boz ve İlyas Boz ile ahşap bir evde kirada oturuyor. İlk defa elektrikli ev görüyorum. Düğmeleri açıp ışığı yakmak hoşuma gidiyor.
-          1960. İLK DEFA PARDESÜM OLUYOR. 1960 Şubat karne tatilinde diplomalara yapıştırmak üzere fotoğraf çektirmek üzere tekrar Trabzon’a gidiyorum. Ahmet Ulusoy oğlu A. Cemal Ulusoy’a, babam da bana ATALAR mağazasından birer pardösü alıyorlar. Bu sefer babamla Kazım ve Hafız Kofoğlu’nun evinde kalıyoruz. Hanımları henüz Çaykara’dan Trabzon’a taşınmamışlar.
-          1959-1960. Babam devam ediyor: “1959-1960 artık tam muhasebedeydim. Epeyce müşteriler oldu. Zamanla sayıları arttı; 30-35 kişinin muhasebe defterlerine bakıyordum. 1996 yılına kadar bu işe devam ettim”.
-          1957. 1957 Mayısında mümeyyizlerin huzurunda sözlü imtihanları da vererek ilkokuldan mezun oldum.
-          1957. 1957 Eylül ayında, babam Trabzon’dan haber göndermiş:” Çocuğu ortaokula kaydedin”. Hasan Amcamla okula gittik. Nüfus kâğıdımda doğum tarihim 17.04.1947 yazılı olduğu için gerekli olan en az 12 yaş şartını sağlamadığım anlaşıldı. Müdür İzzet Şahin: “Mademki ilkokulu bitirdi, ben de onu kaydedeyim” dedi ve beni 148 numara ile 1-A sınıfına kaydetti. Böylece Çaykara Orta Okuluna başladım.
-          1960. Babam anlatıyor: “1960 yılında Hasan hastalandı.1961 yılında kendisini Trabzon’da Dr. Sami Akmanlar’a götürdük. -Akciğerinde kis var; Ankara’daki hocama sizi göndereceğim- dedi. Bizi Devlet Hastanesine, galiba İrfan Titiz’e gönderdi. Hastanın uçakla gitmesi gerekiyor. Biletleri aldım. Sait Yar, -orada tanıdığım bir esnaf var; ben gideyim- dedi. Giderken Hasan’ı Sait Yar götürdü. Ameliyat oldu. On on beş gün hastanede kaldı. Sonra ben gidip aldım. Giderken otobüsle gittim.  Hasan’a uçak bileti almak için iki gün Ankara’da kaldık. Onun uçak biletini aldım. İki akşam bir hasta sahibinin gecekondusunda kaldı. Kim olduklarını dahi bilmiyoruz.  Evine götürdüler, ben otelde kaldım. Uçak bileti almak için iki gün Ankara’da kaldık. Hasan’ın uçak biletini aldım. Uzak olduğu için Hasan’ı hava alanına götürdüm. Otobüsle dönerken araba beni tuttu.  Dr. Sami Akmanlar Trabzon’da Maraşlı Köyünden Posta Şefine ”  Gazeteye bir teşekkür yazdırmadılar” dedi. Bu gerçekten basiretsizlik. Ameliyattan sonra tekrar Hasan’ı ona götürdük.
-          1965. Ömer 1965 te Yozgat’a gittikten sonra Hasan Çavuş (Pamuk) ile bir mektup ile birlikte elden 3500 TL gönderdim. Bütün paramı vermiştim. Belki de hiç param kalmadı.              .
-          1968. 2 Aralık 1968’de kardeşim Şükran (Nuriye) doğdu.
-          1969. Babam anlatıyor. 1969 da Hasan kaçak olarak Almanya’ya (Belçika’ya) gitti. Hasan Bal vasıta oldu. Hasan Bal bu iş için 6000 TL lazım dedi. 3000 lirasını Necati, 3000 lirasını ben verdim.
-          1972. Babam anlatıyor: 1972 de annem “Benim hastalığım seneden seneye artıyor; hacca gidelim “ dedi. Ben ihmal etmiştim.
-          1972. Babam devam ediyor: ”1972’nin Ağustos ayında annem yaylada rahatsızlandı. Haber gelince Trabzon’dan Çaykara’ya geldim. Annenle birlikte köyden Çaykara’ya indik. Yaylaya gideceğiz. Ot yüklü Şerahlı bir arabaya bindik. Şerah’ta (Uzungöl) indik. Yaya olarak yola girdik. Meles Harmanlarında Mehmet Yıldız (Gurna) ya rastladık. “Annen biraz iyidir” dedi. Yaylaya çıktık. Annem sevindi, biraz rahatladı. Hastalığı tamamen iyileşmiş gibi oldu. Bu belki de sevincinden meydana geldi. Şeker hastasıydı ve yanında çocuklar (torunları) vardı. İstenen perhiz yemekleri hazırlanamadı. Yaylaya giderken niyetlenmiştim ve yaylada anneme “ Hacca beraber gitmemiz için kayıt yaptıracağım dedim. Çok sevindi. Orada bir iki gün durduk, sonra mecburen döndük. Üzüldü, ağladı, Holhon’dan aşana kadar evin arka tarafında bekledi. Trabzon’a gidince hemen hac için kayıt yaptırdık. İbrahim Bulut (Hüseyin Duman) şirketi vasıtası ile gitmeye niyetlendik.
-          1972. Aralık 1972 de Trabzon’dan köye geldim annemi alıp Trabzon’a gitmek istedim. “Ben yalnız Trabzon’da ne yapacağım. Havva (benim annem) da gelsin dedi. Havva da bizimle geldi. Trabzon’da hastanede sağlık muayenesini yaptırdık. Anneme doktor “iyisin” dedi; Annem çok sevindi. Tabakhane Köprüsünün yanında arabadan indik. Yürüyerek Yenicuma Mahallesine çıktık. Ben de yürüyebilmesine sevindim. Çok gayret ediyordu. Başka bir şirketle falancılar gitti dediler. Annem “ Yoksa biz gidemeyecek miyiz” dedi. Defterlerin günü gününe yazılmasını istiyorum. Çünkü hac yolculuğu bir ay sürüyor. Değirmendere’ye Osman Usta’nın defterlerini yazmaya gittim. Annem ikindi namazında çok şiddetli hapşırmalar yapmış. Öylece orada yıkılmış. Şükran oradaydı. Beni aradılar, fakat bulamadılar. Sessiz düşmüş. Cuma günü hareket edecektik. Telefonla Çarşıya haber verdiler.   Hüseyin Yaroğlu bir doktor alıp eve geldi. Doktor onu Numune Hastahanesine kaldırdı ve hastaneye yatırdı. Mustafa Kumkumoğlu annemin hastalığını duydu. Sordu ve doktorun ismini öğrendi.  Doktoru aradı. Doktor hastanın müdahale edilecek hali yok dedi. Gece saat 1 de doktoru alıp hastaneye getirdi. Çarşamba günü annem hiç konuşamadı. Perşembe akşamı öldü. Sabahtan halamın oğlu Muhammed Turan -Servis arabası ile cenazeyi ben Çaykara’ya götüreceğim- dedi. Mustafa Kaymak mezarını ve her şeyi hazırladı. Ben hacca gitmekten vazgeçtim. Öğle geçerek Cuma akşamı toprağa girmek iyi diyorlar. Ertesi gün Cuma namazını kıldık. Cenazeyi kaldırdık. Mustafa Kaymak hacdan geri kalmayalım diye Mustafa Ağıralioğlu’na yalvardı.  Mustafa Amca “Her şey hazır, gidin” dedi. Gitmeye karar verdik. Saat 2’ de Çaykara’ya indik. Mustafa Kaymak annene “Sen yerine gidebilirsin” dedi. Çekindik, anneni almadık. Osman Uygun bize uçak bileti aldı. İstanbul’a gittik. İstanbul’da arkadaşlara yetiştik. Mustafa Kaymak’ı çağırdılar, beni çağırmadılar. Mustafa telaşlandı. Neyse iki saat sonra benim ismim de okundu. Ben başka bir uçakla gitmiş oldum. Mustafa Cidde’de beni bekledi. Beni görünce ağladı. Cidde’den Mekke-i Mükerreme’ye otobüsle hareket ettik. Yerleştiğimiz otel Beytullah’a uzak. “Kimse dışarı çıkmasın sabah erken varıp tavafımızı yapacağız”  dendi. Biz dinlemedik. En az 40 dakikalık yaya yolu yürüyeceğiz. Saat 14’ te yola çıktık. Sorarak Kabe’ye geldik. Baba-u  Selam’a vardık. Terlikleri dış kapıda bıraktık. Beytullah’ı görünce bir genç bize yardım etmek istedi. Biz istemeden sağ kolu açık bırakacak şekilde ihramı şekillendirdi. 7 dönüş yaparak tavaf yaptık.  Arapça olarak iki rekat namaz kılın dendi. Selam verdik. Ayağa kalktık. Mustafa kendisine 50 riyal verdi, ben 5 riyal uzattım. Benin parayı almadı. Mustafa 5 riyal yerine, yanlışlıkla 50 riyal verdi. Parayı itince yerden 5 riyali aldı. Nafile tavaf yapalım dedik. Ve ettik. Sabaha doğru bir soğuk oldu. Mustafa ile birbirimizi kaybettik. Evi buldum, fakat Mustafa’yı bulamamdım. Biraz peynir ekmek yedikten sonra Beytullah’a döndüm. Öğleyin eve döndüm.  Mustafa da evi arıyor, fakat bulamıyor. Akşam oldu, hala buluşamadık. İbrahim Bulut’a sordum. O da  “Bilmiyorum” dedi. Yatsıdan sonra Hopşeralı (Maçka’ya yerleşmiş) Mustafa Orhan adlı bir arkadaş Mustafa’yı getirdi. O arkadaş Cevdet Yavuz ile hacca gelmişti.  Arife gününden bir gün önce Arafat Dağına çıktık. İki akşam kaldık. Ertesi gün öğle namazında vakfe (duruş duası) vazifesini yaptık. İkindi namazını kıldıktan sonra Muzdelife’ye vardık. Orada öğle namazı ile ikindi namazını (Cem-i takdim) beraber kıldık. Cem-i tehir ile akşam namazını yatsı namazı ile beraber kıldık. Orada battaniye ile kaldık. Sabah namazdan sonra vakfe (duruş duası) yaptık. Mİna’ya şeytan taşlamaya hareket ettik. Açık araba ile Mina’ya giderken araba insan kalabalığından ilerleyemiyor. Çantaları ve birer battaniyeyi arabada bir arkadaşa bırakıp arabadan indik.  Yaya olarak gidiyoruz. Mustafa sabırsız. Çadırları geçtik. Taşlama ibadetini iyi yaptık. 7 tane nohut tanesi kadar taşı kullanarak taşlamayı yapıp geri döndük. Hac-cı Kırana niyet ettik. Kurban keseceğiz. İnsan kalabalığı çok fazla. Yolda sel gibi kalabalık var. Birbirimizi kaybettik. Çadırın yerini bilmiyoruz. Ben Mustafa Orhan’ı buldum. “Kurban kesmedim” dedim. Onunla gidip bir inek aldık. Kendisi kesti. Çadırı buldum. Mustafa Kaymak’ı bulamadım.  Kurbanı kesince, Mekke-i Mükerreme’ye ineceğiz. İbrahim Bulut ”Çantaları almadınız, bana taşıttınız” dedi. Yaklaşık 1000 metre taşımıştı. Yatsıdan sonra çadırda buluştuk. Ertesi gün beni tavafı tehirli yaptık (Farzı yerine getirdik). Müzdelife’ye döndük. Sonra ikinci taşlamayı yaptık. 3 yere 7’şer taş attık. Böylece büyük, orta ve küçük şeytanı taşlamış olduk. Tekrar Mina’ya çadırda geldik ve orada yattık. Ertesi gün 3. Taşlamayı yaptık.  Toplam 71 taş gereklidir. Öğeden sonra yaya olarak Mekke-i Mükerreme’ye indik. Mekke’de toplam bir ay kaldık. Bol bol nafile tavaf yaptık. Oradan otobüsle Medine-i Münevvere’ye hareket ettik. Oteller çok kalabalık dışarıda kalmayalım diye yolda bir mevkide bizi eğlediler. Orada akşama kadar kaldık. Şehre sokmadılar. Bedir denilen yerde sabah namazını kıldık. Oradan hareket ettik. Medine-i Münevvere’ye girişte otobüsleri durdurdular. İstasyon gibi tarihi yerleri gezdik. Cami ve istasyonlar kırılmış, vagonlar çürümüş. Vagonlara bakarken o arada arabalar hareket etti. Ben yalnız kaldım. Yalnız olarak orayı dolaştım. Cuma günü, Cumaya yetişmem gerekir. Mustafa’dan ayrılmış olduk. Bir saatlik yolculuktan sonra Medine’ye girdim. Cumaya yetiştim. Cuma namazından Peygamberimizin kabrini ziyaret ettim. Akşamdan sonra Mustafa’nın bir sokakta olabileceğini söylediler. Bir apartmanın kapsısında bir Mavranlıyı gördüm. Mustafa odada örtüleri sermiş dışarı çıkmış. Mustafa beni kayıp biliyor. Gelip beni odada görünce sevindi. Beni uyandırdı. Bir hafta Medine’de kaldık. Oradaki vazifeleri yaptık. Bir hafta sonra Cidde’ye geldik. Bir akşam kaldık. Hava çok sıcaktı. Ertesi gün binip İstanbul’a geldik. Mustafa’nın evinde bir iki gün kaldım. Yemek yiyemiyordum. Orada Cemile Yenge çorba yaptı ondan yedik. Hacda ihramlı suyun altına girdim ve ıslak ihramdan hasta oldum. Uzun zaman bunun etkisi olan öksürük devam etti. Oradan Trabzon’a geldim.
-          1973. Gülbeden büyükanne 1 Ocak 1973 te toprağa verildi.
-          1973.  ARSANIN ALINMASI VE EVİN YAPILMASI: Babam anlatıyor “Süleyman Öztürk Çarşı Mahallesindeki arsayı satın aldı. Ağabeyi Şuayıp bunu bana gösterdi. “Ben buna ortak olurum” dedim. Tamam dedi.  1 hisse Öztürkler, 1 hisse ben ve bir hisse Akçaabatlı bir arkadaş ortak olarak alınan arsa üzerinde 1973’ de inşaata başladık ve 1974’de inşaatı bitirdik.
-          1976.İKİNCİ HACCA GİDİŞ: Babam dedi ki: “1976 yılında annen ile tekrar hacca gittik. Daha evvel anlatmıştım. Annem hac için köyden ayrılıp Trabzon’a kadar gelmişti. Yolda ölen hac vazifesini yapmış sayılır. Fakat müsterih olmak için 1976 yılında annem için hacca gittim.
-          1977. 1977’ de Babamın çok samimi arkadaşı Mustafa Kumkumoğlu yaklaşık 50 yaşında vefat etti.
-          1978. Babam Yenicuma’daki evden 27 yıl sonra Çarşı Mahallesi’ndeki eve taşındı.
-          1978. 23 Temmuz 1978 de Necati- Zehra ve Selim Amerika’ya gittiler.
-          1987. HASAN AMCA AMELİYAT OLDU: 1987 de İstanbul’da şiddetli kar oldu. On beş gün kadar insanlar pek evlerinden dışarı çıkamadılar. Hasan Amca karaciğerinden ameliyat oldu. Annem, babam, Ayşe yenge İstanbul’a gelmişlerdi. Mahir de İstanbul’daydı.
-          1997. ÜÇÜNCÜ HACCA GİDİŞ: Babam dedi ki:” 1997 yılında babam için hacca gittim. Babam, Selim Dere’ye 1944 yılında “Bu çocuğu alıp hacca gideceğim” demişti. Fakat 1945’de ölünce bu niyetini gerçekleştirememişti. Bu benim kalbimde ukde olarak kalmıştı.” Müsait durum olursa babam için hac yapacağımı vaat etmiştim. O sefer de annen ile beraber gittik. Fakat 1973 de yapılan hac vazifesi bambaşka idi. Vazifeler tam ikmal edildi.”
-          1997. YAYLA EVİ YAPILMASI: “1997 yılında defterleri bıraktıktan sonra yayladaki evi yaptım.”
-          2005. Ömer Amca 22 Şubat 2005’ te Sorgun’da toprağa verildi.
-          2007. Hasan Amca 23 Haziran 2007 Cumartesi öldü, Pazar günü saat 16 da toprağa verildi.
-          2007. BU NOTLARIN TUTULDUĞU SON HAFTA. 1 Ağustos 2007 babam Koldoşersa’nın kiremitlerini aktardı. Bir haftaya yakın bu işi için oraya gidip geldi. Çok yorgun eve döndü. Başı çok ağrıyordu. Ama akşam ve yatsı namazında camiye gitti. Yorgun ve hasta olduğu halde her zamanki gibi abdest aldı, ev kıyafetini değiştirdi ve camiye gitti. Ömrü boyunca sadece kendi evinin değil, 6 evin bakım ve onarımını sürekli yaptı ve onların çürümesini önledi.

-          ÖLÜMÜ: Babam 15 Aralık 2012 Cumartesi günü Trabzon’da evde hastalandı. Ben de o sabah Trabzon’daki eve gitmiştim. Büyük bir ıstırap içindeydi. Hastaneden yeni çıktığı halde onu Trabzon Kaş’daki hastahaneye kaldırdık. Doktorlar ameliyat edilmesinin şart olduğunu söylediler. Yapılan ameliyattan sonra doktoru bağırsaklarının kangren olduğunu ve çürüdüğünü bana söyledi. Babam ameliyat masasından kalkamadı. Pazar günü vefat etti ve 17 Aralık 2012 Pazartesi Günü Çaykara- Eğridere Mahallesinde aile kabristanına onu defnettik.

30 Temmuz 2017 Pazar

BİR DÜNYA BAŞARISI VE TEKNİK EĞİTİM

BİR DÜNYA BAŞARISI VE TEKNİK EĞİTİM
Necati Ağıralioğlu
Türkiye son 15 yılda, yurtdışı müteahhitlik firma sayısı açısından dünyada ön sıralarda yarışıyor. Her yıl uluslararası iş yapan en büyük 250 firma, Engineering News Record Dergisi tarafından belirleniyor ve ilan ediliyor. 2015 yılına göre Türkiye firmaları dünyada 2.  oldu. Dünya'da yurt dışında iş yapan en büyük 250 firmanın 40 tanesinin Türkiye'den olduğu açıklandı. Bu sıralamada Çin 65 firma ile birinci durumda. Çin devletinin kendi firmalarına 30 yıldan beri insan kaynağı ve mali kaynak gibi her türlü imkânı sağladığı bilinmektedir.
2013 yılı sıralamasında da 38 firma ile Türkiye, 55 firması olan Çin’in ardından yine ikinci olmuştu. İlk 100 büyük firma arasında 5 Türk firması vardı.
Bu başarı, Türkiye dış gelirinde, milli gelirde ve istidamda artış demektir.
Bu durum Türkiye’nin bu konudaki bilgisinin, tecrübesinin ve teknolojinin ulaştığı seviyeyi göstermektedir.
Acaba bu başarıya aniden ve bir tesadüf sonucu mu ulaşılmıştır?
Bu başarının en az 80 yıllık hikâyesi vardır.
1938 yılında 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun çıkarılmıştı. Bu konuda mühendislerin yetki ve sorumlulukları açık bir şekilde ortaya konmuştu.
1950’li yıllarda Türkiye adeta bir şantiye alanına dönmüştü. Türkiye’nin pek çok yerinde istihdam edilecek mühendisler aranıyordu. Bu iki husus mühendisliği cazip hale getirmişti.
Ayrıca 15 Nisan 1958 tarih ve 4/10195 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren kararnameye göre kamuda çalışan teknik personele iyi bir ücret imkânı sağlanmıştı. Öyle ki yeni mezun olan bir mühendis, mühendis olmayan akranlarına göre kamuda üç kat ücret almaktaydı.
Bunun yanında, mühendisler kamuda yaptıkları proje koordinatörlüklerini müteahhit karnesi almada kullanabilecekti. Bu son kararname mühendislik eğitimini daha da cazip hale getirmişti. Bunun sonucu olarak çoğu asker ve köylü çocuğu olan pek çok zeki ve yetenekli genç mühendislik mesleğini seçmiş ve Türkiye’de çalışmaya başlamıştı. O tarihlerde Anadolu’nun pek çok ücra köşesi mahrumiyet içindeydi. Ve mühendisler buralara çalışmaya koşuyordu. Fakat özel sektör gelişmemiş olduğundan çoğu mühendis, Karayolları ve Devlet Su İşleri gibi kamu kurumlarında çalışıyordu. Mühendislerimiz, Atatürk Barajı gibi pek çok büyük ve önemli projeye imza attılar.
Türkiye’de her sahada başarılı olan bu yetenekli mühendislerden siyasete atılan Süleyman Demirel, Korkut Özal, Necmettin Erbakan gibi isimler yetenekleri sayesinde o sahada da başarılı olmuşlardır.
Ancak 31 Temmuz 1970 tarih ve 1327 Sayılı kanunla teknik personel 657 Sayılı Devlet Personel Kanunu kapsamına alındı. Böylece kamudaki mühendislerin ücretleri %50-60 kadar düşmüş oldu.
Bu kanundan sonra kamuda çalışan tecrübeli mühendislerin çoğu görevlerinden ayrılıp özel sektöre geçmişti
 O yıllarda Türkiye’de sermaye birikimi pek olmadığı için küçük birikimleri olan bu mühendislerden bazıları kendi müteahhitlik firmalarını kurdular. Türkiye’de başarılı olan Sezai Türkeş- Fevzi Akkaya, ENKA gibi firmalar bir süre sonra yurt dışına açılmaya başladılar. Bugünkü başarının elde edilmesinde bu mühendislerin kurduğu firmaların öncülük ettiği anlaşılmaktadır.
 Böylece 1970 yılından sonra Türkiye’de mühendislik cazibesini kaybetti. Gençler ya bu mesleği seçmediler veya seçenler de Dünyanın kalkınmış ve zengin ülkelerinde mesleklerini yürütmeyi tercih ettiler. Böylece o ülkelerin kalkınmasına katkı sağladılar.
Aslında Türkiye’nin, Cumhuriyetten önce pek çok cephede yenilmesinin ana sebebi gemi, top, uçak, silah gibi teknolojilerde geri kalması ile açıklanmaktadır.
Teknolojinin gelişmesi için,  önce toplumda ve kurumlarda teknoloji geliştirme talebi olmalıdır. Bunun yanında yetenekli ve hevesli gençler, onları yetiştirecek tecrübeli öğreticiler bulunmalıdır. Bu çalışmaların denenebilmesi için tecrübeli zanaatkârlar da gereklidir. Diğer önemli, bir husus teknoloji icatlarında kullanılacak mali kaynak sağlanmasıdır.
Müfredat programlarının konuşulduğu bu günlerde, yeni eğitim programlarında teknik eğitim yeniden teşvik edilmelidir. Çünkü marifet iltifata tabidir. Böylece zeki ve yetenekli gençlerin günün şartlarına göre teknik eğitim alması sağlanabilir.  İyi yetişecek bu gençlerin Türkiye’de kalması özendirilmelidir. Ancak o zaman Türkiye teknolojide, bilimde ve ekonomide dünya ile yarışır hale gelebilir.

Teknolojide, bilimde ve ekonomide dünya ile yarışamazsak bu topraklarda bize hayat hakkı tanımazlar.  

KIŞ TATİLİ TERCİH YERİ

KIŞ TATİLİ TERCİH YERİ
Necati Ağıralioğlu

İnsanların ekonomik şartları uygun olunca süresi beş-on gün kadar olsa bile kış tatili yapmak istemektedirler. Günümüzde kış tatili yapmak için gidilecek yerde aranan şartlar toplumdan topluma, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte bazı temel şartlar ortaya konabilir.



Ailelerin kış tatili seçiminde kolaylık sağlamak için bazı puanlamalar ve sıralamalar yapılmaktadır. Bu çalışmalarda toplam puanlar aşağıdaki 5 faaliyet türü için eşit olarak dağıtılmakta ve 100 üzerinden değerlendirilmektedir.
1. Tatil yerine seyahat masrafları ve zorlukları, 20 puan.
2.  Otel ve yaşama masrafları, 20 puan.
3. Cazibe merkezleri, 20 puan.
4. İklim şartları, 20 puan.
5. Soğuk hava faaliyetleri. 20 puan.
Kış tatilinde iklim şartları için iki farklı seçenek söz konusudur. 1. Soğuk iklim, 2. Ilık iklim.
Soğuk iklim: 50 yıllık Aralık, Ocak ayları sıcaklık ortalaması 8 0C ‘nin altında olan yerler.
Ilık İklim: 50 yıllık Aralık, Ocak ayları sıcaklık ortalaması 14 0C ‘nin üstünde olan yerler.
Soğuk İklim Faaliyetleri için şu şartlara bakılmaktadır.
1.Kayak yeri eğimleri ve yokuşları,
2. Kişi başına düşen buz patenti sayıları,
3.  Kişi başına düşen çay ve kahve satış yerleri,
4. Kişi başına düşen müzik yayını veren yerler,
5. Kişi başına düşen gıda festivali sayıları,
6. Kişi başına düşen lokantalar,
7. Kişi başına düşen çok kaliteli lokantalar,
Ilık İklim Faaliyetleri için şu şartlar aranmaktadır.
1.Tenis kortu sayıları,
2. Basketbol pota sayıları,
3.  Kişi başına düşen çay ve kahve satış yerleri,
4. Kişi başına düşen müzik yayını yapan yerler,
5. Kişi başına düşen dondurma ve donmuş yoğurt satış yerleri,
6. Kişi başına düşen lokantalar,
7. Kişi başına düşen çok kaliteli lokantalar.
Doğu Karadeniz’de hepimiz, yaz turizminin yanında, kış turizminin de gelişmesini istiyoruz. Acaba Doğu Karadeniz’de kış turizminin gelişmesi için bu ve benzer şartları sağlayabiliyor muyuz?

Bölgede, İyidere’deki gibi kaliteli ve geniş otel ve konaklama tesislerinin yapılması, Ovit Tünelinin açılıyor olması, Yeşil Yol projesinin gerçekleşmesi gibi bazı önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bu faaliyetler genelde turizmin ve özelde kış turizminin gelişmesinde önemli adımlar sayılmaktadır.

TRABZON TURİZMİNDE YENİ BİR EKSEN


TRABZON TURİZMİNDE YENİ BİR EKSEN
Necati Ağıralioğlu

Bu yazıda Trabzon turizminde yeni doğmakta olan bir eksen üzerinde durulmuştur.

TARİHİ GELİŞİM 
 Trabzon’ da son çeyrek yüzyılda bazı turizm gelişmeleri yaşanmaktadır. Bir yörede turizmin gelişmesinde çeşitli şartların bulunması yanında yöreye ulaşım en önemli husustur.
Solaklı vadisinde ilk defa 1916-1918 arasında bir araba yolu yapılarak Of  merkezi, Çaykara ve Derebaşı güzergâhı üzerinden Bayburt'a bağlanmıştır.
1965 yılında Sultan Murat yaylalarına yol bağlanmış ve Sultan Murat Şehitliği, Trabzon Valiliği'nce ziyaret edilerek anma törenleri düzenlenmiştir. Bu tarihten sonra Sultan Murat yaylaları daha çok tanınmıştır.
1965 yılında Çaykara, Uzungöl’e yolla bağlandı. 1969 yılında ise Uzungöl- Demirkapı yolu tamamlanmıştı. Bu tarihten sonra, insanlar tarafından yörenin en önemli turizm merkezi olan Uzungöl keşfedilmişti.
YENİ TURİZM EKSENİ
1960’ın sonlarında sonra önce Of, Hayrat, Dernekpazarı ve Çaykara köylerine (şimdiki mahalleler), sonra komlarına ve sonra yaylalarına yollar yapılmaya başlandı. 1967-2000 yılları arasında çarşı, köy, kom, yayla bağlantıları hemen hemen tamamıyla sağlandı. Böylece köylüler kendi imkânları ile önce köylerini vadilerden geçen araba yoluna ve ilçe merkezlerine, sonra köylerini komlarına ve daha sonra yaylalarına bağladılar.  
 Şekil 1’de verilen Trabzon İli İdari Sınır Haritasında Of, Dernekpazarı, Hayrat köyleri ve sınırları görülmektedir. Köy üst sınırlarında genellikle oldukça düz otlaklar yer alır ve yaylalar buralarda kurulmuştur.
Solaklı vadisinin doğu sınırında, Of, Dernekpazarı ve Hayrat sınırlarında başlayan 2000 metre yükseklikteki bu düzlüklerde yeni bir turizm ekseni doğuyor. Bu eksen Solaklı ve Baltacı vadilerini ayıran sırtlardadır.
Eksen yakınında Alaysa, Tufa, Çahmutlar, Malakampoz, Buzpınarı, Gerikiyayla, Sarıkaya, Çayıroba ve Arpaözü gibi yaylalar yer alır. Çaykara köylerinin yaklaşık 20 tanesi bu yaylalarla bağlantılıdır.
Eksendeki yayla çimenliğinin uzunluğu yaklaşık 40 kilometredir. Bu güzergâhta eskiden çimenler içinden geçen bir patika vardı. Şimdi bu ana eksen yolu, araba yoluna dönüştürüldü.
Ayrıca Uzungöl’den gelip Sarıkaya üzerinden Arpaözü yaylasına, oradan Harami Dağını aşıp Anzer’e (Rize) ulaşacak Yeşil Yol bu güzergâhtan geçmektedir. Bir de Uzungöl- Sarıkaya Teleferiği planlama safhasındadır.
Öte yandan yöredeki bütün yaylalarda yeni yazlık evler yapılmaktadır.
Kısaca yayla yolları, ana eksen yolu, Yeşil Yol ve yaylalardaki yapılaşmalar bu yörede yeni bir turizm ekseni doğmakta olduğunu göstermektedir.

                   
Şekil 1 Bazı ilçelerdeki köylerin yeri ve sınırları

BU YENİ TURİZM EKSENİN ÖZELLİKLERİ
Yaklaşık 40 kilometre uzunluğunda olan bu ana güzergâh düz bir eksen üzerindedir. Hiç bir eğimli yol kısmı bulunmamaktadır.
Arazinin eğimi vadilerdeki yamaçlardan daha düzdür. Arazi çimenlerle kaplıdır ve hiçbir kayalık kısmı yoktur. Kışın kayak yapmaya uygun pek çok yeri mevcuttur.
Bütün bu düzlüklerden güneşin doğuşu ve gün batımı manzaralarını seyretmek güzeldir. Özellikle Haziran ve Temmuz aylarında güneşin deniz ufkundan batışı seyretmeye değer.
Bu yörede taşkın tehlikesi mevcut değildir.
Bu bölgede heyelan tehlikesi yoktur.
Bu yörede ilkbaharda yolları kesen kar yığınları (kürtükleri) yoktur. Ana eksende ulaşım her mevsimde kolaylıkla sağlanabilir.
Bu yörede, Kabataş Kom Şenlikleri ve pek çok köyün katılımı ile gerçekleştirilen Kurtdağı Yayla Şenlikleri gibi her yaz şenlikler düzenlenmektedir.
Uzungöl- Derindere yolu, ana ekseni Sarıkaya’da keserek orada bir odak noktası oluşturmaktadır.  Öyle görünüyor ki bu yeni turizm ekseninin odak noktalarından biri Sarıkaya olacaktır.
Bu ana eksene, sadece Uzungöl’den değil, Çaykara, Of, Hayrat ve Dernekpazarı merkez ve pek çok mahallelerinden de ulaşmak mümkündür.
Bu ana eksen sağlık açısından yürüyüş yolu olarak kullanılabilir. Böylece atalarımızı ve hayat tarzlarını da hatırlamış oluruz.
Ana eksen bisiklet yolu olarak kullanılabilir.

SONUÇ
Solaklı ve Baltacı vadileri sınırında yerli ve yabancı turistler için yeni bir turizm ekseni doğuyor. Bu ana eksende sadece yaz turizmi değil, kış turizmi de gelişebilir.
Bu yeni eksen doğarken diğer yörelerde yaşanan yanlış yapılaşmaların ve diğer yanlışların yapılmasına engel olmak gerekir. Doğacak bu yeni bebeğin sağlıklı gelişmesini sağlamak için geçmişteki yanlışlardan ders olmamız şarttır.

Yeni turizm ekseninde, yapılması gereken sadece Dörtkardaş noktasından Sarıkaya Yaylasına uzanan 2-3 kilometrelik düz yolun biraz genişletilerek araba yolu haline getirilmesidir.

PROF.DR. FEVZİ SAMUK'A

1.       Hep hakikatler talibi
Marifeti alan oldun.
2.       Beş kardeşin de sahibi
Ana’ya sarılan oldun.
3.       Ey marazların tabibi
Yaraları saran oldun.
4.       Cerrahpaşa’da nasibi
Arayıp da bulan oldun.
5.       Haktan gelenleri hasbi
Mahlûkata yayan oldun.
6.       Toplulukların hatibi
Cevapları veren oldun.
7.       Hem güzellikler kâtibi
Eli kalem tutan oldun.
8.       Hak ve enbiya muhibbi
Eşe dosta yaran oldun.
9.       Kimsesiz ile garibi
Daima koruyan oldu.

Merkez’de seçtin turabı
        Dön emrine uyan oldun.

Necati Ağıralioğlu (27.03.2016)

ÇAYKARA'DA BİR KAYMAKAM VE SÖZLÜ KÜLTÜR-IV

ÇAYKARA'DA BİR KAYMAKAM  VE SÖZLÜ KÜLTÜR-IV
Necati Ağıralioğlu

(Önceki yazıdan devam)

Özer Türk'ün yaptırdığı sadece turizm tesisleri değildir. Sason'a su getirdiği, Varto'ya çeşitli hizmetler yaptığı bilinmektedir.

Özer Türk’ün ölümü üzerine yazılan bir yazıdan bazı kısımları aşağıya aktarıyorum.
“Bütün bu projeler, fikir safhasından, anahtar teslimine kadar Özer Türk'ün alın teriyle meydana gelmiştir. Ankara'da kapı kapı dolaşarak projelerini bürokratlara anlatmasından, memur ve askerlerin aylık beş biner, on biner liralık taksitlerini cimrice değerlendirip 6.500 konutu yaşanır halde sahiplerine teslim edinceye kadar Özer Türk uğraşmıştır.

Bu kadar konut için arsa alan, 6.500 konut inşa ettiren Özer Türk,  bütün bu çabaları boyunca ne bir arsa spekülasyonu yaptı ve ne de müteşebbis payı olarak bir kaç konut sahibi oldu. Bunca villa yaptırdı, fakat ne kendisine ne akrabalarına bir hisse ayırdı.

Onun içindir ki, 57 yaşında öldüğünde, ailesi gazetelere kendi imkânlarıyla küçücük bir ilan vererek ölümünü duyurmaya çalıştı. Belki bunun için ölümünü çok kimse duymadı.

Özer Türk'ün tek başına gayretiyle ortaya çıkan, Türkiye'nin en güzel tatil yörelerindeki bu 6.500 konutun sahipleri arasında, Türkiye Cumhuriyetinin eski ye yeni başbakanları, bakanları, milletvekilleri, ordu kumandanları, generalleri, emekli üst düzey bürokratları ve emekli ve üst düzey ordu mensupları vardır.

Özer Türk, Muğla Valiliğinden istifaya zorlandı. Emeklilik hakkini kazanmak, hizmetlerini 25 yıla tamamlamak için İstanbul Turizm Bölge Müdürlüğünde memur olarak çalıştırıldı. Özer Türk, önce kaymakam, sonra vali idi. Tamamı biten 6.500 konutu ne müteahhit olarak, ne de komisyoncu olarak planladı, inşa ettirdi. Tek geliri devletten aldığı maaştı.

Özer Türk Türkiye'de toplu konut hareketinin öncüsüdür. Hem de hiç bir iştirakçiyi zarara uğratmayan, her iştirakçiyi mutlaka konut sahibi yapan, her iştirakçiye ödediğinin çok üzerinde değerde mülk kazandıran bir öncü.

Özer Türk'ün yaptıklarını başka ülkeler gördüler. Takdir ettiler. İspanya Hükümeti, Izabella Catolica nisanının Şövalye ve Altın Salip rütbelerini verdi. Belçika Hükümeti, Fransa Hükümeti onu liyakat nisanlarıyla ödüllendirdi. Ama Türk hükümetleri onu bir köseye itti...”

Özer Türk’ün Burhaniye Kaymakamlığı döneminde yüksek yerlerdeki köylere atla çıktığı, meşin çizme giydiği, halka zulmeden eşkıyaları köy meydanında toplayıp dövdüğü,  yolsuzluk yapan bir kişiyi çarşıda yere serdiği evlerde ve köy kahvelerinde hala anlatılır.

Bir yazıdan bir parça daha ekleyelim (Dünya, 1986):
Özer Türk’ü bir kere de Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesindeki maliye hocası Bedri Gürsoy’un ağzından dinleyelim. Bedri Gürsoy, bir zamanlar Ar - Tur’da oturmuş ve yönetim kurulu başkanlığı da yapmıştır.  Profesör Bedri Gürsoy, Özer Türk’ün ölümünün hemen arkasından yazdığı ( Bir kahramanın ardından ) adlı yazısında şöyle anlatıyor öğrenicisi Özer Türk’ü: 

Özer Türk mezuniyetinin ilk yıllarında Doğu Anadolu’da bir kasabaya, Varto’ya kaymakam olarak atanır. Ben de o zamanlarda geçici olarak oralara yakın bulunuyordum. Tanıdığım bir köylü vatandaşımız Varto kaymakamlığında işi olduğundan benden yardım ister. Sıcak bir yaz günü idi. Köylü kardeşime dedim ki:
Filan yere git, kaymakam beyi bul, benden selam söyle, senin işini hemen yapar. “
Köylü gitti; uzun bir aradan sonra kan ter içerisinde geri geldi.
“Yahu hoca, bu sıcak ramazan gününde oruçlu, oruçlu beni gönderdiğin yerde kaymakam bey diye biri yok; orada okul mu,  ne yapılıyormuş. Orada kaymakam beyin işi ne?”
 Ben kendisine dedim ki:
Yok, yok, kaymakam bey oradadır. Sen oraya tekrar git,  inşaata yaklaş; kaymakam bey, kaymakam bey diye bağır, o seni duyar, yanına gelir.”
Çarnaçar kalan köylü oraya tekrar gider ve döndükten sonra gördüklerini  şöyle anlatır:
 “Oraya, okul yapılan yere tekrar gittim. Gaymakam bey, gaymakam bey diye bağırdım. Üstü çıplak, çamurlara bulaşmış iri kıyım biri kalktı.
Buyur bey bir emrin mi var” dedi.
“ Yok,  yok, ben gaymakam beyi arıyom” dedim. 
Kaymakam benim, gel yanıma; sen emrini söyle.”
 Cumhuriyet kaymakamı, orada okul yapımında,  çamurdan harç yapıyor, kerpiç döküyor, okul yapılırken köylüye yardım ediyordu.

Mülkiyeliler Kitabı’nın VI. Cildinin 3382 nolu sayfasında Özer Türk'ün 1960 yılında yazdığı şu şiir sanki kendini tarif eder:
O, bir dağ çiçeğiydi, içi sonsuza hür..
Yeller önünde savurarak.
Yitirdi ömrünü..
Çabucak açıverdi,
Soluverdi çabucak...
Mutluluk aramıştı boşuna,
Yabancı çevresinde...
O bir dağ çiçeğiydi..

Özer Türk, Türkiye’de pek çok eser vererek iz bırakanlar arasına girdi.

Kaynaklar

Çaykara Kaymakamlığı, 26 Eylül 2016.
Dünya, Özer Türkün Ölümü, 12.04.1986.
Efsane Kaymakam ve Kuşadası Turizminin Öncüsü-Özer Türk   

Milliyet, 1 Ekim 2009.
ÇAYKARA'DA BİR KAYMAKAM  VE SÖZLÜ KÜLTÜR-III
Necati Ağıralioğlu

(Önceki yazıdan devam)
Muğla Valisi Özer Türk’ün 47 yaşındayken Muğla Valiliği görevine son verilmiş. Fakat toplum onun yaptığı hizmetleri takdir etmiş ve onun adını anıtlaştırmıştır. İşte bazı örnekler:

1.       1987’de İzmir Balçova Özer Türk Turizm Eğitim Merkezi kurulmuş ve hala eğitime devam etmektedir.

2.       Kuşadası'ndaki büyük hizmetlerinden dolayı unutulmaz kaymakamı için ilçede yapılan stada Belediye tarafından Özer Türk Stadyumu adı verilmiştir. (Şekil 2).


Image result for Özer Türk

Şekil 2 Kuşadası Belediyesi Stadı Levhası

3.       Burhaniye-Ören’de Ar-Kent Tatil Sitesi Özer TÜRK önderliğinde Ar-Tur Turizm End. A.Ş. adıyla 19 Haziran 1968 yılında kurulmuştur. Şekil 3’teBurahniye’deki Özer Türk Anıtı görülmektedir.

Image result for artur kaymakam özer türk
Şekil 3 Ar- Tur Burhaniye Tesisleri Girişinde Anıt





4.       Muğla Valisi olduğu dönemde ise Özer Türk inanılmaz işler ile turizmi o bölgede canlandırmıştır. Bodrum Ak-Tur Sitesinin konutları, merkezi Muğla’da bulunan Ak-Tur A.Ş. tarafından yapılmıştır. Şirketin kurucusu ve sitenin müessisi eski Muğla Valisi Özer Türk’tür Şekil 4 görülen anıtın kaidesinde: Sayın Özer Türk bizlere sunduğun güzellikler için sana minnettarız, yazılıdır.
5.        Datça- Aktur’da, Özer Türk Çocuk Parkı.


Vali Çamı / Özer Türk Anıtı / Aktur
Şekil 4 Muğla Datça, Ak-tur Özer Türk Anıtı