23 Haziran 2016 Perşembe

Bir İnceleme Ve Gözlem:" UZUNGÖL VADİSİ"

Bir İnceleme Ve Gözlem:" UZUNGÖL VADİSİ"
İTÜ Öğretim üyesi hemşehrimiz Prof.Dr.Necati Ağıralioğlu Uzungöl Vadisini yazdı
Tarih: 6.7.2015 21:07:04 / 4238okunma / 2yorum








İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Hidrolik Ana Bilim Başkanı öğretim üyesi Çaykaralı hemşerimiz Prof. Dr. Necati Ağıralioğlu Ülkemizin ve Trabzon´un en önemli turizm Merkezi olan Uzungöl Vadisi ile ilgili hazırladığı inceleme yazısını yayınlıyoruz. 



BİR İNCELEME VE GÖZLEM:  UZUNGÖL VADİSİ 

ÖZET
Uzungöl Vadisi Türkiye´de, Doğu Karadeniz Bölgesinde Trabzon İli topraklarında bulunmaktadır. Uzungöl´ün en güzel vadisi Haldizen Vadisidir. Vadi Türkiye´nin şaşırtıcı ve en güzel yerlerinden biridir. Onun alanı 98,2 km2´ dir. Bu alan tamamıyla dağlarla çevrilidir ve Rize ve Bayburt illeri ile sınırdaştır. Haldizen Vadisi, yeşil çayırları, pınarları, akarsuları, gölleri, ormanları ve tepe ve yalçın dağları yerli ve uluslar arası turistleri en çok çeken yerlerden biri olmuştur. Bu çalışmada vadinin özellikleri, güzel manzaraları ve bazı ulaşım imkânları tanıtılacaktır. 

1.GİRİŞ 
Eski adı Şerah (inşirah´tan gelir = Genişletme, açma) olan ve genişletilmiş, açılmış yer anlamına gelen Uzungöl, 1960´lı yıllara kadar, karayolu, elektriği hatta yeterince suyu olmayan bir köydü. Çocukluğum Haldizen Yaylası´nda geçtiği için her yıl 45 kilometrelik yayla yolunu yılda en az bir kaç defa yaya olarak yürümüşümdür. 1968 yılında ilk mühendislik tecrübemi bu köyün içme suyu tesislerinin kontrolünde yaşadım. Burada çok önemli bir potansiyel var. Fakat Uzungöl ve çevresi Tabiatı Koruma Parkı olmasına rağmen ne yazık ki yanlış değerlendiriliyor. 

2. COĞRAFİ DURUM 
2.1 Uzungöl Vadisi
Uzungöl Türkiye´de, Doğu Karadeniz Bölgesinde Trabzon Vilayeti sınırları içindedir. Denizden yüksekliği 1090 metredir. Uzungöl Vadisi, gölün çıkış noktasına göre alanı 153,5 kilometre kare olan bir havzayı kaplamaktadır. Havzanın büyüklüğü Solaklı Vadisi büyüklüğü olan 767 kilometrekare ile karşılaştırılınca daha iyi anlaşılır. Şekil 1´de gösterilen Solaklı Vadisi ise Of İlçesinin bir kısmı ile Dernekpazarı ve Çaykara ilçelerini kapsamaktadır (Ağıralioğlu ve diğerleri, 2009). 

2.2 Yağışlar ve Akışlar
  



Şekil 1 Solaklı Vadisindeki alt havzaların ve Haldizen Vadisinin Yağış Gözlem İstasyonu ve Akım Gözlem İstasyonu yerleri (Solaklı Deresi üzerindeki akım Gözlem İstasyonların a ait alt havzaların alan (A), çevre (P), ortalama eğim (BS) ve ortalama yükseklik bilgileri (AVEL=H)). 

Doğu Karadeniz Bölgesi birim alandan akan su miktarı açısından Türkiye´nin en zengin havzasıdır (Erkek ve Ağıralioğlu, 2013). Uzungöl İstasyonunda yağışlar ölçülmektedir. Aynı zamanda Uzungöl´ün çıkışında Haldizen Suyu-Şerah İstasyonunda akım gözlemleri yapılmaktadır. Bu ölçümlere ait uzun yılların ortalama aylık yağış ve akış debi değerleri Tablo 1 de verilmiştir (Eriş ve Ağıralioğlu, 2009). Ayrıca aylık ortalama akış debilerinden birim alana düşen yağış yükseklikleri de bulunmuş ve tabloya eklenmiştir. Yağışlar ile aylık ortalama akışlar
ın grafiği Şekil 2´ de gösterilmiştir. Bu verilerden anlaşıldığına göre yılın her ayında yağış yağmakla birlikte Mayıs, Haziran ile Ekim, Kasım aylarında daha çok yağış, Temmuz ayında en az yağış yağmaktadır. Fakat yüksek yerlerde kışın yağan kar yağışları bahar ve yaz aylarında eridiği için Haldizen Deresinden en çok akış Mayıs ayında, en az akış Şubat ayında meydana gelmektedir. Şekilden de görüldüğü gibi, Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında yağışlardan daha fazla akışlar meydana gelmektedir.

Uzungöl´de yıllık ortalama yağış yüksekliği 1027,3 mm iken aynı değer, Solaklı Vadisinin sahilinde bulunan Of´ta 1654,46 mm, Trabzon´da 846,65 mm ve Türkiye genelinde 646 mm´dir (Ağıralioğlu ve diğerleri, 2009).  Bu sayılardan görüleceği üzere Uzungöl´ün yağış miktarı havzanın sahil kesiminden oldukça azdır. 

Tablo-1 Uzungöl´de yağış (mm) ve akış miktarları (m3/s) 

Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
Ekim
Kasım
Aralık
Yıllık
Yağış (mm)
75,5
76,8
79,4
97,1
105,7
101,5
67,3
70,7
68,9
105,1
100,3
79
1027,3
Akış (m3/s)
1,4
1,41
2,14
6,6
11,47
10,73
5,64
2,81
1,87
2,29
2,26
1,76
4,3
Akış (mm)
24,43
22,42
37,3
111,5
200,1
181,19
98,41
49,03
31,58
39,96
38,16
30,71
864,82





Şekil 2 Uzungöl´e ait aylık ortalama yağış ve akış değerleri 

2.3 Haldizen Vadisi 
Uzungöl´den yukarıya doğru 15 kilometre uzunluğunda çam ormanları ile kaplı, içinde hiçbir yerleşim yeri olmayan, bozulmamış ve ortasından Haldizen Deresi akan önemli bir kısım, Haldizen Vadisi, bulunur. Buradaki dere Munzur Çayı gibi kırmızı benekli, çok lezzetli alabalığı ile meşhurdur.
Dikkate alınması gereken bir husus, Uzungöl Vadisinin devamında ayrı bir dünyanın yer almasıdır. Burası, Haldizen Vadisi olarak anılır ve gerçekten manzarası, suyu, havası ve iklimi ile ayrı bir dünyadır. Uzungöl´den yaklaşık on beş kilometre uzaklaştıktan sonra vadiden güneye doğru çıkarken 1400 metre yükseklikte, Haldizen Deresi ile birleşen Muldat Deresi´nin kavşağına gelinir. Bu kavşağın olduğu noktada, yukarıdan su toplayan havzanın alanı 98,2 kilometrekaredir. Haldizen Deresine birleşen derelerin kavşak noktalarındaki çıkış noktası yükseklikleri ile havza alanları, Solaklı Havzası ile birlikte Tablo-2´de gösterilmiştir (Coşkun ve diğerleri, 2010; Toprak ve diğerleri, 2009). 
Etrafı dağlarla çevrili, çanak şeklindeki bu 98,2 kilometrekarelik vadinin kuzeyinde Çayıroba (Yente) Köyü (Mahallesi), doğusunda Rize İli-Anzer Yaylası, güneyinde Bayburt İli-Özengili ve Yazyurdu köyleri, batısında Muldat Yaylası bulunmaktadır.  

Tablo-2 Solaklı Vadisindeki havzaların çıkış noktası yükseklikleri ve havza alanları 
Havza Adı ve Çıkış Noktası
Havza Çıkış Noktası Yüksekliği, m
Havza Alanı,
km2
Haldizen Deresi -Yayla Köprüsü
2070
24,49
Haldizen Deresi -  Küçükyayla Deresi Kavşağı
1800
48,39
Haldizen Deresi-İpsil Deresi Kavşağı
1700
62,66
Haldizen Deresi- Muldat Deresi Kavşağı
1400
98,2
Haldizen Deresi - Uzungöl Çıkış Noktası
1090
153,5
Solaklı Deresi - Deniz Çıkışı
0
767,0

4. ULAŞIM DURUMU 
4.1 Geçmişte Ulaşım Durumu
Uzungöl´e Ulaşım Durumu: 1916 yılına kadar Solaklı Vadisinde hiçbir araba yolu bulunmamaktaydı. 1916-1918 yıllarında Rus işgali sırasında, Ruslar yerli halkı kazma- kürek çalıştırarak Of- Çaykara yolunu açmışlar, oradan Ogene Boğazı´nı geçip Soğanlı Dağı´nı aşarak Çaykara - -Bayburt yolunu yapmışlardır.
1958 yılında Çaykara-Uzungöl yoluna başlanmış ve bu yol uzun süre tamamlanamamıştır.
1965´e gelindiğinde Uzungöle giden yol yapılmış, fakat Haldizen yoluna başlanmamıştı.
1965-1969 arasında Uzungöl - Haldizen arasındaki 19 km´ lik kısmı orman yolu statüsü içinde o zamana göre çok hızlı bir şekilde tamamlanmış ve 1969´da Demirkapı Köyü-Yukarı Mahalleye kadar araba yolu çıkmıştır. Çaykara İlçesindeki bu yollar, köy yolları ve dereler Şekil 3 de gösterilmiştir.
 


Şekil 3 Çaykara İlçesinde yollar ve dereler 

Haldizen Vadisine Ulaşım Durumu: Araba yolu yapılmadan önce, Haldizen Vadisine dört yoldan ulaşılabilinirdi.
Uzungöl - Haldizen arasındaki dar vadide büyükbaş ve yüklü hayvanların geçmesine uygun olamayan bir patika vardı. Patika dere boyunca ilerlerken bir bakarsınız derenin dibinden başlayan büyük bir kaya karşınıza çıkmış onu aşmak için bazı basamaklarının yüksekliği 40-50 cm yüksekliğinde olan toprak bir yoldan yıkarı çıkıp kayayı aşıp yeniden vadiye inmeniz gerekirdi. Bazen derenin bir tarafına büyük kaya engeli çıkar ve insanlar onu aşamaz, üç-dört kalasın yerleştirilmesiyle meydana getirilen bir köprüden vadinin karşı tarafına geçer. Yeniden bir engelde tekrar beriye geçerlerdi.
Diğer yollardan en çok kullanılmak istenen Bayburt tarafına geçen patikadır. Çünkü bölgede şehir olarak sayılan sakinlerin tabiri ile sadece  ‘Bayburt Şeheri´ vardır. Fakat bu geçit çok yüksek olduğundan 15 Hazirana kadar geçit vermez. Tipileri yaman olan bu dağ geçidinde tipiden boğulanlar olmuştu.
Yük hayvanlarının en rahat geçebildiği yer İpsil köyü üzerinden geçen Beldek geçididir. Of´taki devlet memurları, bu havzaya gelebilmek için atla ancak bu geçitten gelebildiklerinden olsa gerek, Solaklı Vadisindeki bu iki köy, devletin ilk nüfus sayımını yansıtan 1834 belgesinde, yanlışlıkla Baltacı Deresi Vadisine kaydedilmiştir. Benzer şekilde aynı eserde,  Yeşilalan (Holaysa) gibi pek çok köy Solaklı Vadisinde oldukları halde, Baltacı Deresi Vadisinde gösterilmişlerdir (Demirci ve Bilgin, 2011).
Bir de Yente Yaylasından düz ilerleyerek Kara Çomak uçurumlarından geçip Kaço Kabanı´na (tepesine), oradan vadinin Derindere Ormanlarına inen eski bir patika vardır. 1916 Rus işgaline karşı direnen İpsil ve Haldizen milislerinin kazdıkları siperler bu yol kenarındadır ve Kanlı Yataklar olarak anılır. Eskiden araba yolu olmadığı dönemlerde bu patika kestirme olduğu için yaya yolcular tarafından tercih edilirdi. Fakat yük hayvanlarının ve büyük baş hayvanların geçişi için uygun olmadığı için bu türden kervanlar daha ziyade Beldek Geçidini kullanırdı. 

4.2 Günümüzde Ulaşım Durumu
Haldizen Vadisine bugün, Şekil 4 de resmi verilen bir ana yolla ulaşılmaktadır. Vadiye, Çaykara-Uzungöl ana yolundan başka, şu anda dört yönden ham ve bakımsız yollarla gidilebilir. Kuzeyden Çayıroba yolu ile 2660 m yükseklikteki Beldek (Belen) Geçidi´nden, doğudan Anzer yolu ile 2870 metre yükseklikteki Harami Dağı´ından, güneyden 3050 metre yükseklikteki Bayburt Dağı yolu ile Haldizen Tepesi Geçidi´nden, batıdan Muldat Yaylası yolu ile 2590 metre yükseklikteki Çatma Düzü´nden toprak ham yollarla ulaşılabilir. 

5. DOĞAL GAZ DURUMU
2000´li yıllarda, Bayburt´tan gelen doğal gaz hattının Rize´ye bağlanması için hat bu vadiden geçirilmiştir.  Çatma Düzünden girip Yukarı Mahallenin yakınından geçerek Büyükyayla yanından, oradan Demirkapı -Katırcı Yolu kenarından Düzler mıntıkasına döndürülmüş olan hat, oradan da Derebaşı – Harami Dağı üzerinden Anzer tarafına geçirilmiş ve Rize´ye bağlanmıştır. Bu hat geçirilirken Uzungöl ve bu vadinin gelecekte kış sporları ve toplantıları için kullanılabileceği öngörülerek bir kol için vana bağlantısı bırakılabilir miydi?

Şekil 4 Haldizen Deresi ve Ulaşım Yolu (9 Ağustos 2013) 

6. DOĞAL GÜZELLİKLER 
6.1 Ormanlar
Muldat Deresi kavşağından sonra derenin iki tarafında Yaşmeşe, Kaço (Oturma yeri), Frenk Sırtı, Eşek Sırtı, Derindere gibi devlete ait yemyeşil çam ormanları insanın gözünü ve gönlünü doyurur. Bunlardan başka Silanlo (Odunluk), Canlo (Canlı), İpsil Ormanı (Şekil 5), Beddualı Ormanı (Şekil 6), Kayınlık ve gibi yerleşim merkezlerine yakın çam ve huş ağacı ağırlıklı ormanlar devamlı yerli halk tarafından korunmaktadır. Demirkapı Köyü´nün üzerine çığ ve kaya düşmesini önlemek için halk tarafından ağaç kesilmesi yasaklanarak korunan bu Beddualı Orman gibi ormanlardan Çaykara´da iki tane daha mevcuttur.

 Şekil 5 İpsil (Arpaözü) Köyü, Bayırları ve Ormanı


Şekil 6 Demirkapı Köyü, iki mahalle arasından geçen Haldizen Deresi ve Beddualı Orman

6.2 Dereler
Haldizen Deresi vadinin ana koludur. Şekil 7´de bu dere kenarındaki bir değirmen ve bir ding görülmektedir. Soğuk pınarlardan ve kar sularından beslenen havzanın suları yeşil çimenler arasından şarıl şarıl akarak yedi dere vasıtası ile bu ana kola bağlanır. Bunlar doğudan batıya doğru İpsil Deresi, Derebaşı Deresi (Küçükyayla Deresi) (Şekil 8), Demirkapı Deresi, Batır Deresi, Sarıçiçek Deresi, Taşköprü Deresi (Aygır Gölü Deresi) ve Balık Gölü Deresi´dir. Soğuk sulu bu derelerin her birinde bol miktarda alabalıklar yaşar. Derelerin coşkun sesi ilkbaharda vadinin en uzak noktasından bile duyulur. Bu derelerin beslenme havzalarında hiçbir kirletici unsur yoktur. Altı ay kar altında kalan bu topraklar baharda karların erimesi ile yeşermeye başlar ve sanki hiç insan ayağı değmemiş gibi bakir bir şekilde ortaya çıkar. Vadide her yönden dereler akmakta ve çıkışta bir araya gelmektedirler. Atlas Dergisince 2009 yılında Haldizen Yaylası, Türkiye´de Saklı Cennetler Atlasında (50 Muhteşem Yer) gösterilmiştir (Atlas Dergisi, 2009). 


Şekil 7 Haldizen Deresi üzerindeki Malköprüsü´nün 100 metre yukarısında bulunan değirmen ve ding

Şekil 8 Haldizen Deresi, Küçükyayla Deresi ve Demirkapı Köyü (Aşağı Mahalle) 

6.3 Çayırlar
Arazinin büyük bir kısmı otlaklar ve çayırlarla kaplıdır. Hayvanların kış aylarında ahırda beslenebilmesi için gerekli otların önemli bir kısmı çayırlardan sağlanır. Vadide en bol otlu yer Mezit Çayırıdır. Bu çayırı yazın otları biçinceye kadar otçul hayvanlardan korumak için doğu tarafı taş duvarlarla çevrilmiştir. Yaylaya yakın batı tarafının sınırını ise o aylarda hayvanların geçişini enelleyen Demirkapı Deresi korur. Mezit Çayırını sulamak ve gübrelemek için Demirkapı Deresinden bir arkla alınan su, güzün yayla boşandıktan sonra Büyükyayla içine verilir. Orada her evin aşağısında bulunan ve yaz boyunca yığılan hayvan gübreleri (çöplükler) suya katılır. Bu gübreli sular düz eğimli bir ark vasıtası ile Demirkapı Deresinin üstünden bir ahşap oluk vasıtası ile karşıya geçirilir ve Mezit Düzündeki çayırlara verilirdi (Şekil 9). Eskiden otlak zenginliği bakımından bölgenin en meşhur ve hayvanı bol yayla ve meraları buralardı.

Şekil 9 Büyükyayla ve Mezit Düzü (9 Ağustos 2013) 

6.4 Göller
Havzadaki derelerin yukarılarında 2600 - 3000 metre yüksekliklerde, Balık Gölü (Şekil 10), Aygır Gölü, Sarıçiçek Gölü, Karagöl, Küçükgöl, Pirömer Gölü (Şekil 11) ve Derebaşı Gölü adlı yedi göl yer almaktadır. Bir de Balık Gölü´nün arkasında Muldat Yaylasının üstünde kayalılar arasında derin ve koyu renkli başka bir Karagöl dikkat çekicidir. Ayrıca haritalarda bunlardan daha küçük bazı göller de görülmektedir. Bu yedi gölün sadece birincisine ilkbaharda balık çıkabilir, kışın sular donmadan aşağı inebilir. Diğerlerinin mansap su çıkışları sarp kayalık olduğu için onlarda balık yaşayamaz. Bu göllerden sadece ilk ikisine karayolu ile ulaşılabilmektedir. Diğerlerine ancak sarp kayalıkları tırmanarak yaya varılabilir.

Şekil 10 Balık Gölü




Şekil 11 Pirömer Gölü ve onun aşağısındaki Küçükgöl

6.5 Dağlar
Bayburt ve Rize illerine sınır olan bu havza, Trabzon´un en uzak yeridir. Trabzon´un en yüksek tepesi buradadır ve 3376 metre ile Demirkapı Dağı´dır. Kuzeyden itibaren bu dağlar Beldek Geçidi, Ziyaret Tepesi, Harami Dağı, Derebaşı Dağı, Demirkapı Dağı, Batır Dağı, Sarıçiçek Dağı (Şekil 12), Bayburt Dağı, Çatma Tepesi, Yusufbaharı olarak sıralanabilir. Bu dağ zirvelerinde ve yamaçlarında vahşi görünüşlü ve yalçın kayalıklar vardır. Bu kayalıklarda zaman zaman geyik ve karacalara rastlanır. Buralarda Temmuz ayında bile kar yığınları (kürtükler) eksik olmaz (Şekil 13).


Şekil 12 Vadinin güneyindeki Demirkapı, Batır ve Sarıçiçek dağları



Şekil 13 Çıplak Dik Kayalıklar ve Temmuz ayında karla kaplı dağlar 

7. GEÇMİŞTE EKONOMİ 
7.1 Tarım
 Yüksek rakım ve kısa yaz mevsiminden dolayı yörede tarım imkânı zayıftır. İki köyün etrafındaki yakın arazilerde, güneye ve doğuya bakan yamaçlarda evlerin ihtiyacı için arpa, buğday ve patates yetiştiriciliği yapılırdı (Emiroğlu, 1995). Ayrıca evlerin etrafındaki bahçelerde bazı sebzeler yetiştirilirdi. Bugün güneye ve doğuya bakan yamaçlara bakıldığında eski tarla sınırlarını gösteren tarla izlerinin 2650 metre yüksekliklere kadar çıktıkları görülür. Artık günümüzde bu köylerde ekili alanlar hemen hemen hiç kalmadı. 
7.2 Hayvancılık
 Bölgede insanların geçimi hayvancılığa dayanırdı. Vadideki iki köyün her bir evinde çoğunlukla en az beş-on inek, 20-30 koyun, bir at ile bir çift öküz beslenirdi. Atlar uzak mesafelerden yük ve insan taşımaya, öküz çifti ise tarlaları sürmeye, kızakla (bir çeşit kağnı) çayırlardan otları ve ormandan keresteleri sürükleyip eve getirmeye ve harman yerinde harman yapmaya yarardı.
Havzada geniş bir hayvan varlığı göze çarpardı. Yaylalarda oturanlarınkilerle birlikte, bin baştan fazla ineği bir araya getiren inek nahırları, her biri 100-200 baş koyun ve keçiyi barındıran 8-10 adet davar sürüsü ve bunların çobanları ve köpekleri şimdi var mı? Yazın ortasında bir ay dinlenmeleri için dağlara salıverilen atların oluşturduğu 20-30 atlık başıboş at sürüleri, herhangi bir şeyden ürküncü gruplar halinde dörtnala koşmaya başlarlar; nal sesleri insanların yüzünü onlara çevirtir ve seyredenleri arkalarından baktırırdı. Çok uzaklara gitmesi istenmeyen danalar ve dana çobanları, yazın bir iki ay beslensin diye öküz çobanına verilen ve yüksek yerlerdeki öküz yataklarında barındırılan öküz nahırları, annelerinin sütünden kesilmeleri için ayrılan kuzu sürüleri, koyunların aynı ayda doğurabilmeleri için ana sürüden ayrılan koç sürüleri var mıydı? Bunlar gerçek mi, yoksa bir rüya mıydı? Bugün vadide bu hayvan varlığının yüzde beşi bile kalmadı. 
7.3 Madencilik
Vadi özellikle kışın dışa kapalı olduğu için insanlar pek çok ihtiyacını vadi içinden karşılamak veya uzun süreli depolamalar yapmak zorundaydılar. Haldizen ve İspil köyleri arasında, İpsil Deresi kavşağının 200 metre yukarısında, eski yaya yolunun ve bugünkü araba yolunun kenarında, çam ormanları içinde genişçe bir alanda maden cürufları vardır. Şu anda da bunları görmek mümkündür. Bu cürufların bölgede bol bulunan pirit (demir sülfür) cevherinden demir elde etmek için kullanılan maden fırınına ait olduğu tarafımızdan tahmin edilmektedir. Zaten Küçükyayla´nın kuzey yamaçlarında sarı renkte parlayan, oldukça yoğun pirit cevherine bugün de rastlanmaktadır.  Muhtemelen bu fırında çam ağacı kömürlerinin yakılması ile elde edilen demirden balta, orak, nal gibi ev aletleri yapılıyordu. Bilindiği gibi demirin eritilmesi için 1500 dereden yüksek ısılı bir fırına ihtiyaç vardır. Böyle bir fırını ısıtmak için çam ağacı kömürü çok uygundur. 

8. GEÇMİŞTE VADİDEKİ YAŞAYIŞ 
8.1 Köyler
Haldizen Havzası içinde sadece Arpaözü (İpsil) ve Demirkapı (Haldizen) köyleri bulunur.
Osmanlı arşivlerinin ilki olan 1486 yılı arşivinde bu iki köyün adı bulunmaz (Umur, 1951). İkinci arşivin tarihi 1515´tir. Üçüncü arşiv olan 1554 tarihli belgede ilk defa İpsil ve Haldizen köy isimlerine rastlanır (Umur, 1951). Bu bilgilerden anlaşıldığı gibi bu iki köy yaklaşık 500 yıllık uzun bir geçmişe dayanan yerleşim yerleridir. 
8.2 Rus İşgalinde İpsil ve Haldizen
Mareşal Fevzi Çakmak´ın yazdığı “Büyük Harpte Şark Cephesi Harekâtı” adlı kitapta (Çakmak, 2011) anlatılan ve 1916 yılında Rus İşgali sırasında İpsil ve Haldizen çevresinde yaşanan harpler aşağıda gösterilmiştir.

  1. 25 Mart 1916: Ruslar saldırıya geçtiler ve 26 Mart 1916´da kıyı bölgesindeki saldırıların sonucunda Of´u aldılar.
  2. 27 Mart 1916: Of´u işgalden kurtarmak için yapılan karşı hücum, başarılı olamadı.
  3. 28 Mart 1916: Ruslar Baltacı Deresinden Türkleri çıkardılar ve (sahilden) Solaklı Deresini geçtiler.
  4. 28 Nisan 1916: Bayburt´un kuzeyinde Soğanlı dağlarındaki gönüllülerimiz, Ogene köylerine (Aşağı ve Yukarı Ogene) gelen Ruslarla çarpışarak ilerlemelerini durdurdular.
  5. 14 Mayıs 1916: Bayburt´un kuzeyinde Haldizen´e gelen Rus kuvvetlerini gönüllüler geri püskürttüler (sayfa 337 ).
  6. 16 Mayıs 1916: Bir Plaston (Rus) taburu dört makineli tüfekle Haldizen´e hücum eden Ruslarla 5 saat süren muharebe neticesinde gönüllülerimiz, geri çekilmeye mecbur oldular.
  7. 21 Mayıs 1916: Gönüllü kuvvetlerimiz İpsil- Haldizen´e girdiler; Ruslar geri çekildiler (Sayfa 339).
  8. 15 Haziran 1916: Haldizen´in kuzeyindeki Ruslar sürüldüler (Sayfa 251).
  9. 16 Haziran 1916: Haldizen´in kuzeyindeki Ruslar tahkimat yapıyorlar.
  10. 22 Haziran 1916: Sabaha karşı 60 kilometrelik cephede, İpsil-Pistokli-Kazıklı Hanları arasındaki Rus mevzilerine yapılan gece baskınları ile (karşı) taarruz başladı.
  11. 26 Haziran 1916: Sis vardı. Kuzey cephesinin sağında Haldizen´in doğusunda Diktaş-Yente, gönüllü kuvvetler tarafından ele geçirildi (Sayfa 357).
  12. 29 Haziran 1916: Haldizen´in doğusunda Ballıköy´e düzenlenen baskınla, Drujinler (Kuzey Kafkasyalılardan oluşturulan Rus Muhafız Birlikleri) buradan kaçırıldılar (Sayfa 338).
Yente (Çayıroba) Yaylasından yaya olarak Karaçomaklar´dan geçerek İpsil ve Haldizen´e giden yolun altında, Bağıran Suyu vardır. Bu suyun hemen karşısındaki çimenliklerde o tarihlerde kazılan ve Ruslarla çarpışılan Kanlı Yataklar mevkii görülür. Bugün bile bu siperlerin izleri hala uzaktan bile fark edilir. Kanlı Yataklar mevkii, Şekil 14´deki fotoğrafın sağ üst köşesindeki çakıllı arazi olarak görülen yerdir.

Şekil 14 Rus İşgalinde Rus birliklerini geri püskürtmek için milislerin çarpıştığı Kanlı Yataklar 

8.3 Ahşap Evler
Bölgedeki köy evleri iklime ve tabiata uyumlu tabii malzemelerden yapılmış yapılardır. Eğimli olan arazide evler iki katlıdır.
Alt kat taş duvarlarla örülmüş ve genellikle ahır olarak kullanılır. Üst kat eğime göre yukarıya doğru toprak kazılarak uzatılır Yukarı kısmı taş duvarla, diğer üç tarafı tahta veya kütük duvarlarla örülür. Evlere genellikle iki taraftan da girilir.  Yukarı kısımda geniş ve çatıya kadar uzanan yüksek bir ´iç ev´ vardır. Tabanı toprak olan burada ateş yakma yeri ve tandır yer alır. İç ev, hane halkının toplandığı, ısındığı, yemek yediği ve sohbet ettiği yerdir. İç evin iki yanında bölme (belme) denen odalarda odun ve ot yığılır. Aynı zamanda tuvalet kapısına da bu bölmelerin holünden gidilir. Evin aşağıya bakan tarafında bulunan pencereli odalara ve hayata (balkon) iç evden bir koridorla geçilir.
Çatılar beşik şeklindedir. Çatıların üstü kısa tomruklardan elde edilen, 60-70 cm boyunda, 8-10 cm eninde ince tahtalardan oluşan ve ‘hartoma´ denen bir malzeme ile kaplanır. Bunların rüzgârdan uçmamaları için üzerlerine sıralı ağır taşlar yerleştirilir. Çatının iki yanında çatı kirişleri üzerine oturan 10-12 metre uzunluğunda tek parça bir çam ağacının oyulması ile hazırlanan iki büyük oluk vardır. Çatıdan gelen sular bu oluklarda toplanır ve evin iki yanından yere akar (Şekil 15).

Şekil 15 Bir küçük mahallede tarihi ahşap evler ve yeni evler 

8.4 Kültür
Bu kapalı vadinin coğrafi özelliğinden dolayı özgün ve bozulmamış bir kültürü vardır. Mesela Batır (bahadır, yiğit) gibi hemen hemen bütün yer isimleri Türkçe´dir. Çocukların ağzından hiç bozulmamış Türkçe kelimeleri, hem de orijinal halleri ile duyabilirsiniz. Kış uzun sürdüğü ve insanlar uzun süre ev içinde bulunmak zorunda kaldıkları için vadinin zengin ve lezzetli yemek kültürü vardır. Bunda tandırda yemek pişirmenin de etkisi büyüktür. 

8.5 Yaylalar
Havza içinde Büyükyayla (Şekil 16), Küçükyayla ve İpsil Yaylası yer alır. Fakat bu yerleşimler yazın en fazla dört ay şenlenir.Yayla deyince eskiden beri söylenen ve her ilçenin bir özelliğini vurgulayan türkünün başlangıcı aklıma geldi. 
Oy benum sevduceğum
Olur mi böyle keder
Of-Sürmene yaylası
Onbeş doktora bedel.
 
Yaylalar en sağlıklı yaşama mekânları sayılırdı. Eskiden bu bölge Of ilçesi hudutları içinde olduğu için bölgenin yüksek yaylaları Of- Sürmene Yaylası olarak türküde geçmektedir. 
1950´lerden önce Türkiye´de özellikle rakımı düşük yerlerde sivrisinek sıkıntısı ve ona bağlı sıtma kıranı yaşanırdı. Ayrıca verem de bulaşıcı olan diğer bir kırandı.
Haldizen Vadisinin etrafı dağlarla çevrildiği için, vadi kuzey ve batı yönlerinden gelen soğuk ve nemli rüzgârlara kapalıdır. Bu yönlerden gelen nemli rüzgârlar denizden yükseldikçe ve uzaklaştıkça içlerinde nemi yağmur şeklinde yeryüzüne bıraktıklarından burada sis ve nemli hava sahil kesiminden daha azdır. Dolaysıyla güneşli gün sayısı burada daha fazladır.
Haldizen yaylasında, yükseklikten dolayı hava sıcaklığı yazın sahil kesimlerine göre 8-10 santigrat derecesi daha serindir. Bir güne sıcak güneşli hava ile başlayıp o günü sisli bir hava ile bitirebilir veya yüksek bulutlardan düşen sağanak yağmur ya da doluya yakalanabilirsiniz. Ekimden sonra yüksek dağlarda tipiye hazır olun.
İlkbaharda mor ve özellikle yüksek yerlerde beyaz çiçek açan herdem yeşil komarlar (Orman gülü) yayla manzaralarına ayrı bir renk ve desen katar (Şekil 16).

 Şekil 16 Komar Çiçekleri (Orman Gülü), Büyükyayla ve Demirkapı Düzlükleri 

8.6 Çocuklar

Yaz aylarında şenlenen bu yayla evlerinin her birinde dede ve büyükannelerin himayesinde en az beş altı çocuk veya torun bulunurdu. Bu tür geniş aile yaşayışı bir daha geri gelir mi?
Ev işlerinde büyüklerine yardımcı olan çocuklar, yağmurlu havalarda evlerde toplanır, iyi havalarda dışarı çıkıp çoğunlukla çelik-çomak oynardı. Bayırlardan yaban çilekleri, ahududular, yaban mersinleri (Blueberry, mavi yemiş) ve yüksek dağlardan yaban soğanları ve her gök gürültünden sonra çimenlikler arasında topraktan birden biten taze mantarları toplayan çocuklar ve gençler hala var mı, bilmem?
Yazın özellikle çocukların sağlıklı ve kemik yapıları sağlam bir şekilde gelişmeleri için bu bol güneşli, kuru, serin ve temiz havalı yaylalarda kalmaları istenirdi. Yaz aylarında çocukların buralarda doğal ve sağlıklı süt ürünleri ile beslenmeleri aileler tarafından tercih edilirdi. Bugün giderek tenhalaşan vadide aileler ara sıra uzaklardan gelerek vadide piknik yapmaktadırlar (Şekil 17).


 Şekil 17 Bir akarsu kenarında (Arkbaşı) piknik yapan bir grup (9 Ağustos 2013) 

8.7 Azalan Sesler
Bir zamanlar vadinin çeşitli yerlerinden çocuk ve büyük insan çağırışları, çoban ıslıkları, at kişnemeleri, eşek anırmaları, köpek havlama ve ulumaları,  öküz böğürmeleri, koyun ve kuzu melemeleri, horoz ötüş sesleri yükselirdi. Sisli havalarda bile sürülerin yerlerini belirleyen kesintisiz çıngırak sesleri, arada bir duyulan çobanların kavallarından yükselen uzun havalar, vadiyi dolduran dere şarıltılarına karışırdı. Canlılarıyla birlikte bu sesler giderek azaldı. 

9. SONUÇ 
Bu çalışmada Uzungöl havzası ile birlikte, esasta bu havzanın bir üst havzası olan Haldizen Vadisi tanıtılmaya çalışılmıştır. Bu tanıtımda vadinin bugünü kadar dünü de dikkate alınmak istenmiştir. Çalışmadan görüleceği üzere havzanın yerli ve uluslararası turizm açısından çok büyük potansiyeli vardır. Fakat bu havza altyapı ve turizm açısından değerlendirilmemiştir. Havzanın değerlendirilmesi yerine, Uzungöl´e gelen insanlar dar bir alana hapsedilmektedir.
Yirmi birinci Yüzyılda bile hala ulaşamadığımız yerlerin bulunması düşündürücüdür. En yakın il olan Bayburt merkezine bile bu vadiden doğru dürüst bir yol bağlantısı yapılmamıştır. Sadece yazın haziran ayının on beşinden sonra geçit veren bir toprak yol ile köyler arasında ulaşım sağlanmaktadır. Ancak bu vadi geliştirilirken doğal güzelliklerinin bozulmamasına özen gösterilmeli. 

10. KAYNAKLAR 
Ağıralioğlu, N., Cığızoğlu, H.K., Yılmaz, L., Coşkun, G., Aksoy, H., Toprak, F.,  Eriş, E., Algancı, U., Antiç, G.,  Usta, G., Beşiktaş, M., Ülken, İ.,Akım Ölçümleri Olmayan Akarsu Havzalarında Teknik Hidroelektrik Potansiyelin Belirlenmesi, TÜBİTAK Mühendislik Araştırma Grubu, Proje No: 106M043, Sonuç Raporu, 188 s., İstanbul,  Eylül 2009. 
Atlas Dergisi, Türkiye´de Saklı Cennetler Atlası (50 Muhteşem Yer), Atlas Dergisi Özel Koleksiyonu, 144 s., 2009. 
Coşkun, H. G., Alganci U., Eriş, E.,  Agıralioglu, N., Cigizoglu, H.K., Yilmaz, L., Toprak Z.F., Remote Sensing and GIS Innovation with Hydrologic Modelling for Hydroelectric Power Plant (HPP) in Poorly Gauged Basins, Water Resources Management, 24:3757–3772, 2010. 
Çakmak, F., Büyük Harpte Şark Cephesi Harekâtı, Birinci baskı, Ankara Genelkurmay Matbaası, 1936, Yayına hazırlayan Ahmet Tetik, Türkiye İş Bankası Yayınları, 686 sayfa, 2011. 
Demirci, S., ve Bilgin, S., Of Nüfus Defteri: (Of-Çaykara-Hayrat-Dernekpazarı), Şenyıldız Matbaası,İstanbul, 2011. 
Emiroğlu, K., Trabzon Vilayeti Salnamesi:1876, Cilt:8, ETAM A.Ş. Matbaası, Eskişehir, 1995. 
Eriş, E., Ağıralioğlu, N., Effect Of Coastline Configuration On Precipitation Distribution İn Coastal Zones, HYDROLOGICAL PROCESSES Vol. 23   Iss. 25 P. 3610-3618, DEC 15 2009. 
Erkek, C., ve Ağıralioğlu, N., Su Kaynakları Mühendisliği, Yedinci Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2013. 
Toprak, ZF., Eriş, E., Ağıralioglu, N., Et Al. Modeling Monthly Mean Flow İn A Poorly Gauged Basin By Fuzzy Logic, CLEAN-SOIL AIR WATER Vol. 37 Iss.7, P. 555-564, JUL 2009. 
Umur, H., Of Tarihi: Vesikalar, Fermanlar, İstanbul, 1951.



22 Haziran 2016 Çarşamba

EĞRİDERE MAHALLESİ GÜZELLİKLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ





  

1.GİRİŞ

Eğridere Mahallesi, Trabzon İli- Çaykara İlçesinin en eski ve toprakları ilçe merkezine bitişik en yakın mahallerinden biridir. Mahalle topraklarının denizden yüksekliği 270 metreden (Çaykara merkezi) 2460 metreye (Kurt Dağı) kadar değişmektedir. Çarşıya, değirmenlere, mezralara, çayırlara, korulara ve yaylaya kendi topraklarından çıkmadan ulaşılabilmektedir. Arazi dik ve kıt olduğu için tarım ile geçinmek mümkün değildir. Sadece meyve ve sebze yetiştiriciliğine uygunluk söz konusudur.  


İlçenin bütün diğer mahalleleri gibi, bu mahallede de insanlar şehirlere göç ettiğinden nüfus giderek azalmaktadır. Fakat şehirlerde çalışanlar ve emekli olanlar yazın 3- 4 ay eski mahallelerine gelip yaşamaktadırlar. Bazıları ise kısa süreli de olsa ata topraklarını ve mezarlarını ziyaret için buraya gelmektedir. Gerek burada yaşayanlar ve gerekse dışarıdan gelenlerin ihtiyaçlarını karşılamada kolaylık sağlamak, buradaki hayat şartlarını kolaylaştırmak, kalitesini yükseltmek ve buranın güzelliklerini ortaya koymak, cazip hale getirmek hususunda neler yapılabilir? Özellikle genç nesilleri bu ata memleketine dinlenme ve tatil maksadıyla çekmek ve daha uzun süre kalmalarını sağlamak üzere neler tasarlanabilir? Bu yazıda bu konu üzerinde durulacaktır.





2. ULAŞIM

1967 yılında büyüklerimiz (vatandaşlar) kendi imkânları ile ilçe merkezinden itibaren araba yolu yapımına başlamışlar ve 1968 yılında 4 kilometrelik araba yolunu denizden 800 metre yükseklikteki cami yanına ulaştırmışlardır. Bu yol ilçedeki bağımsız köy yollarından ilkidir. Fakat köy yolları yapımında acemilik dönemine rastladığı için yolda büyük hatalar yapılmıştır. Yaklaşık eski yaya yolunu takip eden bu yolda kısa mesafelerde keskin dönemeçler ve bazı kesimlerde %24 ‘e varan dik eğimler bulunmaktadır. Bu yolun daha uzun mesafeli dönemeçlerle ve daha düşük eğimlerle (en fazla %8) ıslah edilmesi ve kalitesinin yükseltilmesi gerekir. Bu ise yer yer yol güzergâhının değiştirilmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca gerek öndeki aracı geçmede, gerekse karşılıklı geçişlerde daha sık cepler yapmak lüzumludur. Bunun yanında yolların sürekli bakım ve onarımlarının yapılması elzemdir.

Aradan geçen yaklaşık 50 yıl içinde Eğridere’nin iç mahallelerine, mezralarına ve yaylasına kadar pek çok yollar yapılmıştır. Ayrıca komşu mahallelerle de bazı yol bağlantıları sağlanmıştır. Bu yollarda emeği ve yardımı geçen geçmişlerimizin ruhu şad olsun.

Fakat 2015 yılına girerken hala ulaşamadığımız yerler bulunmaktadır.  Bunlar:

1. Kaban yolunun yukarıdan ana yola bağlanması,
2. Serinsu Mahallesi yol bağlantısı,
3. Galinos değirmenlerine ve şelaleye yol bağlanması,
4. Kazan Gölüne ve korulara (koruk), Şirin Mahalleden yol bağlanması,
5. Rakımı 1730 metre olan Beddualı Ormanın tepesine yol bağlanması,
6. Yükselen (Huşo) Mahallesine doğrudan yol bağlanması şeklinde sıralanabilir.



3. KONUT

Çaykara ilçe merkezinde çalışanlar için Eğridere Mahallesinde bazı uygun konut yerleri vardır. Bunlar 1. Niyazioğlu Konağı çevresi (rakımı 440 metre), 2. Fındıklı Camii Civarı (rakımı 580 metre), 3. Eski Halkevi binası çevresi (rakımı 600 metre), 4. Kaban Mahallesi’dir (rakımı 800 metre). Bu dört yer, sırt ve tepelerde olduğu için zeminleri sağlam ve devamlı esinti alırlar. Bu bakımdan buralarda nem daha az ve güneş daha çok etkilidir. Ayrıca en önemli husus sel ve toprak kaymaları (heyelan) tehlikelerinden uzaktırlar.  Ulaşım imkânı geliştirilerek buralarda toplu konut evleri yapmak mümkündür.
Bu arada yanlış bir uygulama olan yüksek katlı beton binalar, mahallede ve yayla evlerinde de yerden mantar gibi bitiyorlar. Eskiden, yapılan bir ev diğer bir evin ışığını, güneşini, rüzgârını ve manzarasını kapatmazdı. Eski tarihi evler gibi tabii malzemelerle yapılmış, çevresi ile uyumlu evler teşvik edilmelidir.
Öte yandan mevcut binalarda günün şartlarına uygun su tesisatı, banyo, tuvalet ve mutfakların yapımı, güneş enerjisi sistemleri teşvik edilmelidir.




            
    
Eğridere Mahallesinden eski ve yeni görüntüler

4. DİNLENME YERİ
İnsanları ve özellikle aslı buralı olanları yöreye çekebilmek için bazı dinlenme yerleri düşünülmesi faydalı olacaktır. Özellikle genç nesillerin tatil ve dinlenmelerini burada yapmaları için cazip imkânlar sağlanmalıdır. Böylece insanların ata toprağı ile bağları kuvvetlenmiş olacak ve dostluk ve akrabalıklar daha gelişebilecektir.
İnsanlar dinlenmek için su mekânı, temiz havası, sakin ortamı, güneşi, yeşili, ormanı ve güzel manzarası olan yerleri tercih etmektedirler. Buralarda oturma yeri yanında gölgelik ve duldalık (daldalık) temini de önemlidir.
Dünyanın çeşitli yerlerinde, insanların yaşına bağlı olarak dinlenme maksadıyla yapacakları şu faaliyetlerinin altyapıları sağlanmaktadır:
1. Yürüyüş yapma, 2. Tek veya takım sporları yapma,  3. Tabiat faaliyetleri, 4. Piknik yapma, 5. İç mekân faaliyetleri, 6. Su faaliyetleri, 7. Manzara seyretme, 8. Bisiklete binme, 9. Arazide araç sürme, 10. Kar ve buz faaliyetleri, 11. Balık avlama, 12. Avlanma ve atış faaliyetleri, 13. Havacılık faaliyetleri, 14. Binicilik faaliyetleri.
Dinlenme yeri seçiminde atalarımızın izini takip etmek bize yol gösterecektir. Bunun için Kondar kampo (Şahin Düzü), Koldo Şerso, Kestane, Gürgenlik, Kukula Suyu, Çavluka Düzü, Kalusa, Alusta, Pirvana eskiden beri dinlenme yeri olarak kullanılmıştır. Bunların geliştirilmesi uygun olabilir.
Bugün diğer mahalle ve yaylaların katılımı ile gerçekleştirilmekte olan Kurtdağı Şenliklerinin yol, su, tuvalet ve oturma yeri ihtiyaçlarının karşılanması öncelik arz etmektedir.

           

           

Çavluka ve Kukula Suyu Mezraları 


Bunlardan başka Tarihi Kale tesislerinde küçük bir park ve çay bahçesi planlamak ve gerçekleştirmek, en az bir değirmeni veya dingi çalışır halde tutup ziyarete açmak planlanabilir. Kazan Gölünün etrafını dolaşan bir yaya gezinti yeri düzenlemek, Dere Çayırında köprü yanında bir dinlenme mekânı meydana getirmek, rakımı 2200 metre olan Kurtdağı Yaylası düzünde 2-3 metre yüksekliğinde bir bent yapmak düşünülebilir. Kurt Dağı’ndan doğup mahalle arazilerinden akan bu dereyi insanlarımız iyi değerlendirememektedir.
      Ayrıca rakımı 1720 metre olan Beddualı Ormanın tepesinde yapılacak bir dinlenme yeri bütün Solaklı Vadisini, hatta denizden geçen gemileri bile seyretme imkânı sağlayacaktır. Şüphesiz en güzel manzara Kaban’dan seyredilir. Buradan hem iki taraftaki vadileri hem de mezra ve dağları seyretmek mümkündür.

           


                      
            Kurtdağı Yaylası ve Kurtdağı Şenlikleri

Yapılacak bazı dinlenme yerlerinde basketbol potası veya sahası gibi spor tesisleri de düşünülebilir.
Bazı mevsimler gruplar veya aileler tarafından geziler düzenlenebilir. Mesela fındık toplama mevsiminde mal sahipleri fındıklarını topladıktan sonra geri kalanları toplamak için fındık elemeye çıkma bunlardan biridir. Ayrıca son baharda ahududu ve mavi yemiş (lirkapa) toplama gezilerine çıkılabilir. Bunlardan başka son baharda yapraklar döküldükten sonra korularda (koruk) ve yüksek yerlerde kestane meyvesi veya gürgen meyvesi toplama eğlenceli olabilir. Kurt Dağı Yayla şenliği gibi, uygun bir ayda mezra şenliği düzenlenebilir.

5. DİĞER HUSUSLAR
Eğridere Mahallesinde yapılacak işlerden diğer ilk akla gelenler şunlardır:
Mezarlık: Mahallede uygun olabilecek ve her mevsim ulaşılabilecek bir veya birden fazla mezarlık yeri belirlemek ve alt yapısını oluşturmak. Mevcut mezarlıklarıgüzelleştirmek, çiçeklendirmek ve bakımını yapmak.
Su Kaynağı ve Suyolu: Mahalledeki su kaynakları ve su isale hatlarını sürekli bakımını ve onarımını yapmak.
Pazar Yeri: Özellikle yaz aylarında merkezi bir yerde haftada bir gün açılan bir Pazaryeri kurdurmak.
Müze: İlköğretim Okulu uzun yıllar boş durmakta ve boş olduğu için tahrip olmaktadır. Bu taş duvarlı binayı müze veya benzer bir maksatla kullanıma hazırlamak ve açmak.
Çay Ocağı: Merkezi bir yerde bir çay ocağı ve ailece oturulabilecek bir çay bahçesi düzenlemek.
Servis veya Otobüs: Nüfusun yoğun olduğu aylarda İlçe merkezi - Mahalle ve Yayla arasında bir ulaşım servisi veya minibüs servisi koymak.


            

Eğridere Mahallesinin çeşme ve ilkokulu

6. KİMLERLE YAPILACAK
Bu çalışmaları kimlerle gerçekleştirmek mümkün olabilir? Bazı işleri gerçekleştirmek için iş bölümleri yapılabilir. Aşağıdaki kişi ve kuruluşlar işlere sahip çıkabilir.
  1. Şahıs veya grupların ve iş adamlarının yapabileceği işler,
  2. Sivil toplum kuruluşlarının yapabileceği işler,
  3. Cami imamlarının yapacağı işler,
  4. Mahalle muhtarlığının yapacağı işler,
  5. Komşu köylerle (mahallelerle ) ortak yapılabilecek işler,

  6. İlçe Belediyesinin yapabileceği işler,
  7. İlçe Belediyesinin teşvik edileceği işler,
  8. Kaymakamlığın yapabileceği işler,
  9. Büyükşehir belediyesinin yapacağı işler,
  10. Valiliğin ve merkezi hükümetin yapacağı işler.
En önemli bir husus bu işler için mali kaynak bulabilmektir. Belli ve tutarlı projeler hazırlanırsa Avrupa Birliği fonları gibi bazı fonlardan istifade edilebilir. Elbette bütün bu işler birden gerçekleştirilemez. Bunlar önem, kolaylık ve öncelik açısından sıralanarak zaman içinde peyderpey gerçekleştirilebilir. Yıldan yıla yapılan dökümlerle bunlardan gerçekleşenlerin ve gerçekleşmemiş olanların listesi devamlı gündemde tutulması gerekir.

7. SONUÇ
Yukarıda Eğridere Mahallesinde yapılacak bazı işler özetlenmiştir. Bütün bu çalışmalar amatörce değil, işin profesyonelleri tarafından projeleri hazırlanarak yapılmalıdır. Her biri küçük dahi olsa birer sanat eseri olarak planlanmalı, projeleri hazırlanmalı ve gerçekleştirilmelidir. İnsanlar artık sadece evlerinin içinin güzel olmasını istemiyor. Evinin etrafının, eve gidip gelirken gördüğü manzaraların ve mahallesinin de güzel olmasını istemektedirler.
Eğridere Mahallesi ihtiyaçları sıralanarak her yıl gerçekleştirilenlerin dökümü çıkarılmalıdır.  Ayrıca yeni hayat şartlarında zamanla ortaya çıkacak yeni ihtiyaçlar da projeler halinde peyderpey devreye sokulabilir.














ÇAYKARA KALESİ


ÇAYKARA KALESİ

NECATİ AĞIRALİOĞLU

Taşören Mahallesinin eski bir fotoğrafı


GİRİŞ
Eski dünya kıtalarındaki şehirlerin çoğunda tarihi kaleler yapılmıştı. Kaleler kolay işgal edilmemesi için bazen bir dere, bazen bir deniz kenarında bazen de yüksek bir tepede ya da bir uçurumun kenarında inşa edilirlerdi. Savunma amacıyla yapılan ve kullanılan bu kalelerin top icat edildikten sonra savunulmaları zorlaşmıştır. Bugün savunma etkileri kalmamıştır. Bununla birlikte bunların çoğu kurumlar tarafından tarihi eser olarak değerlendirilmekte, onarılmakta ve çeşitli maksatlarla kullanılmaktadır. Fakat bazıları ise insan ve tabiat tahribatına açık olarak yıkılıp yok olmaya terk edilmiştir. Bu yazıda Çaykara Kalesi hakkında bazı bilgiler verilecektir.


ÇAYKARA KALESİNİN MEVCUT DURUMU
Bu ikinci gruba giren Çaykara kalesi, Çaykara ilçe merkezine yaklaşık 2 kilometre mesafede, bugünkü Eğridere ve Taşören mahalleleri arasındaki dere kenarında ve derenin doğu tarafında Taşören arazisi içinde yaklaşık 400 metre rakımında bulunmaktadır. Kalenin batısı dere, derenin bitişik arazisi de kolay geçit vermeyen bir uçurumdur. İlçenin hatta Solaklı Vadisinin (eski adıyla Of Boğazının) en eski tarihi eseridir. İlçe merkezinden araba ile 5-10 dakikada kaleye ulaşılabilir. Kalenin bir fotoğrafı Şekil 1’de görülmektedir.

Bu tesise yakın olarak Of’un batısında devlet yolunun güney kenarında bulunan Of kalesi yoldan geçenlerin dikkatini çeker. Bir de Dernekpazarı’na bağlı Zincirlikaya mahallesinin yüksek bir tepesinde bir kale kalıntısı olduğundan bahsedilir. Fakat ben görmedim. Ayrıca etrafta Bayburt, Rize ve Trabzon tarihi kal’aları meşhurdur.




Şekil 1 Çaykara Kalesi ve yolu

İnsan merak ediyor. Bu kaleler faal iken birbirleriyle bağlantıları var mıydı? Kaleden bahsedince aklıma kale sözü ile başlayan ve yörede yaygın söylenen türkü geldi:

Kaleden kaleye şahin uçurdum,

Ah ile vah ile ömür geçirdim.

Bu türkü acaba bir kale komutanı ya da kalebentlerin ağzından mı dile getirilmiş? Bilindiği gibi, eskiden kaleler arasında hızlı haberleşme, eğitilmiş kuşların bir ayağına bağlanan pusulalarla karşılıklı kaleden kaleye uçurulması ile sağlanırmış. Bu türküyü dinleyince Çaykara kalesi içinde horon oynayan insanları hayal ederim. Bu türkünün ritmiyle oynanan Çaykara horonu diğer yörelerinkinden biraz farklıdır, daha hareketlidir. Oyuncular yan yana birbiriyle mesafeli durarak el ele tutuşur. Müziğin ritmiyle ayaklar hareketlenir. Oyuncular bu hareketlerle devamlı ilerleyerek bir çember etrafında dolaşır. Bu horon gençliğimizde en çok severek oynadığımız ve heyecanlandığımız oyundu.

Çaykara kalesi son 50 yılda bile, çocukluğumuzdaki halinden bu yana daha da harap hale gelmiştir. Bugünkü yerleşimlerden uzak olduğu için definecilerin tahribatına uğramıştır. Kale duvarları yörede yerden çıkarılan taş malzemenin kireç harcı ile örülmesi ile yapılmıştır. Güneydeki duvarlar 3-4 metre, güney doğusundaki kule yaklaşık 5 m yüksekliktedir. Diğer taraflarda kalan duvarların yüksekliği sadece 1-2 metresi kalmıştır. Duvarların temelleri ağaç kökleri ve çalılarla giderek bozulmaktadır. Duvar kalınlıkları 2-3 metre arasında değişmektedir. Ana kapısının olduğu doğu cephesinde yaklaşık 10 metrelik duvar tamamen yıkılmış ve kapı yeri kaybolmuştur.


TARİHİ BİLGİ

Kalenin kimin tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Cenevizliler tarafından yapıldığı söylenirse de Cenevizlilerin Cenova’dan gelip bu kadar içerdeki vadiye girip bu tesisi yapması pek mantıklı görünmüyor.

Ne için yapıldığına gelince bu tesis ana yollar üzerinde olmadığına göre onun kervanların emniyeti için yapılmış olması az ihtimaldir.  Yapılış amacı belki de etraftaki ahalinin bir tehlike halinde beylerinin başkanlığında kaleye sığınmaları olabilir.  Çaykara ile ilgili, daha doğrusu Solaklı Vadisi ile ilgili yazılı belgelerde kale ile ilgili bir bilgiye rastlanmamaktadır. Osmanlı Döneminden önce yapıldığı kesin olmakla birlikte, kale ile ilgili elde yazılı bir belge henüz bulunmamaktadır.

Osmanlı Döneminde Of ve Çaykara tarihi ile ilgili ilk arşiv belgesinin tarihi 1486’dır. Yani Trabzon’un fethinden 25 yıl sonra Çaykara ve Dernekpazarı yerleşim yerleri ile ilgili bilgilere ulaşılmaktadır. Bu konuda Hasan Umur ve Dr. Hanefi Bostan önemli yayınlar yayınlamışlardır. Ayrıca Haşim Albayrak ve Cafer Can gibi araştırmacılar da bu konuda çalışmalar yapmışlardır.

1486 tarihli belgeye göre Çaykara’da 4 köy adı yer alır. Bunlar: 1. Gorgora, nam-ı diğer (diğer adı) Paçan, (Eğridere), 2. Holaysa (Yeşilalan),  3. Paçan (Maraşlı) ve 4. Zeno (Ulucami)’dir. Ayrıca Solaklı Vadisindeki bugünkü Dernekpazarı ilçesine bağlı olarak 3 köy adı belgede geçmektedir. Bunlar: Kondu, Oflare (Visir) ve Kaçal adlı yerleşim yerleridir.

ÇAYKARA KALESİNİN ÇEVRESİ

Çaykara kalesi o vesikada adları geçen Yeşilalan ve Eğridere mahalleleri arasındadır. Bu iki mahalleyi aralarındaki Eğri Dere ayırır. Bunların yaylaları da bitişiktir. Kalenin etrafı gerçekten yörenin yerleşime en uygun mekânıdır. Yeşilalan güneye bakmakta ve oldukça düzdür. Eğridere ise doğuya bakmakta ve kırmızı renkte verimli toprağı dikkati çekmektedir. Burası soğuk kuzey ve özellikle kuzey batı rüzgârlarına kapalıdır. Çanak şeklindeki bu küçük havza, soğuk rüzgârlardan bir nevi korunmuş ve burada diğer yerleşimlere göre daha az nemli, daha çok güneşli bir mikroklima (Küçük iklim alanı) meydana gelmiştir. Yerleşilen arazinin rakımı 400-800 metreler arasında değişmektedir. Her iki mahalle de ekip biçmeye müsaittir. Eğridere Mahallesi resmi Şekil 2’de görülmektedir. Şekil 3’de ise Yeşilalan Mahallesi fotoğrafı verilmiştir.

Rivayete göre yörenin beyi, bütün vadiye hâkim durumda olan Gorgora’da yaşarmış. Atabekler tarihinde Gorgora ismi zaten bey adıdır. Mesela Eğridere köyünde derenin batısında kalan ve doğuya bakan en verimli tarlaların olduğu yerin bugünkü adı Vasılaçtır. Vasılaç beye mahsus, krala ait demektir. Eğridere’nin en eski ve belki de ilk mahallesi bu tarlaların başında kurulmuştur. Kral da mahallenin başındaki tepede (Kaban) otururmuş. Bir tehlike anında etraftaki ahaliye işaret verilir ve onların hızla kalede toplanması sağlanır, canları korunurmuş. Yine rivayete göre Alaysa yaylasında sağılan süt, döşenmiş olan künk borularla taze olarak kaleye iletilirmiş.


Şekil 2 Eğridere Mahallesi resmi


Şekil 3 Yeşilalan Mahallesi resmi


BAZI YERLEŞİM YERLERİ VE ADLARI
1486 tarihli belgeye göre Eğridere’nin bir adı da Paçan’dır. Herhalde o dönemde Eğri Derenin batısına Paçan denmektedir. Paçan saçılan demektir. Gerçekten Paçan’dan (Nefs-i Paçan, bugünkü Maraşlı) Şinek-Paçan (Ataköy), Şur-Paçan (Şahinkaya), Mezire-i Paçan (Taşlıgedik), Yukarı Kumlu, Aşağı Kumlu, Koldere köyleri türemiştir. Daha sonra Çambaşı Taşkıran, Köseli, Şerah ve diğer köyler  aynı şekilde tarih içinde Paçan’dan yayılarak ortaya çıkmıştır.

Yeşilalan’dan, Kabataş, Baltacılı, Işıklı, Kayran, Taşören ve Yükselen mahalleleri ayrılmıştır. Şekil 4 ‘e Taşören Mahallesi resmi görülmektedir.



Şekil 4 Taşören Mahallesi resmi


Yüksek kesimlerdeki Derindere, Çayıroba, Arpaözü ve Demirkapı köyleri Azerbaycan gibi uzaklardan gelip yerleşenlerle şenlenmiştir.

Osmanlı döneminde bütün bu yerleşim yerlerine zaman içinde pek çok aile göç ettirilip zorla iskân ettirilmiştir. Yöredeki bazı yer isimleri dikkati çekmektedir.

Gorgora, Atabeklerde Bey veya kral ismidir. 1268 yılından sonra Ahiska, Ardanuç, Artvin, Ardahan ve Oltu dolaylarında 300 yıldan fazla hüküm sürmüş atabekler Osmanlı’ya ve özellikle Yavuz Selim’e seferlerde yardım etmişlerdir. Atabekler zamanla Müslümanlığı kabul etmişler. Onların döneminde Gorgora adlı 5 tane bey veya kralları hüküm sürmüştür.

I  Gorgora (1334-1361)

II. Gorgora (1451-1466)

III. Gorgora (1487-1498)

IV. Gorgora (1516-1545)

V. Gorgora (1573-1578).

Paçan, saçan, saçıcı demektir. Onun yaylası Saçanoba olmalı. Şur vey şor çorak arazi demek; Huşa tarla manasına gelir. Şerah açılmış, geniş yol demektir. Bilindiği gibi Rumcada Ş harfi yoktur. Burada bahsedilen isimler Rumcaya tercüme edilirken ş’ siz telaffuz edilmişlerdir.

Zeleka kelimesi Mushaf’ta Kehf Süresinin 40. Ayetinin sonunda geçer. Zeleka kaskatı, kaypak (toprak) demektir. Gerçekten Taşören Mahallesinin batıya bakan arazisi diktir. İnsanlar burada, ekim sırasında toprak aşağıya kaymasın ve azalmasın diye tarla sonlarına taş duvarlar örmüşlerdir. Belki de bunun için mahalleye Taşören adı verilmiştir.


SONUÇ

Yazıyı fazla uzatmayalım. Yok olmak üzere olan tarihi Çaykara kalesine bir an önce sahip çıkmamız lazım. Önce kalenin restitüsyonu (eski halinin araştırılıp kağıt üzerine orijinaline uygun resmedilmesi) yapılmalı, sonra restorasyon için mali kaynak bulunmalı. Daha sonra orada insanlara en iyi nasıl hizmet verebileceği belirlenmelidir. Kale Çalışmaları için Çaykara Kaymakamlığı ve Çaykara Belediyesinin mali kaynak bulması zor olabilir. Bu bakımdan önce proje hazırlanmalı ve projeye dayanarak mali kaynak temin yoluna gidilmelidir. Restore edilmesi halinde Çaykara Kalesinin İlçe turizmine önemli katkıları olacağı tahmin edilmektedir. Ziyaretçiler tarafından kalenin birkaç yüz metre yakınında Eğridere - Taşören mahalleleri arasındaki derenin üstünde bulunan kiremit örtülü ahşap köprü ve su değirmenleri de ziyaret edilebilir. Şekil 5’de üstü örtülü ahşap köprünün resmi görülmektedir.




Şekil 5 Eğridere - Taşören mahalleleri arasındaki derede üstü kiremitle örtülmüş ahşap köprü



Kaynaklar

Yıldırım, Ali, 2010. Tarihi Gelişimi ile Holaysa, 24 Aralık 2010 Cuma Saat 23:39.

Tuncer,  İbrahim, 2007.  Foto galerisi,

Umur, Hasan, 1951. Of Tarihi ve Of Muharebeleri.






20 Haziran 2016 Pazartesi

KIRKLAR DAĞI’INDA KIRKLAR CAMİİ



KIRKLAR DAĞI’INDA KIRKLAR CAMİİ
Necati Ağıralioğlu


                               Kırklar Dağının Etekleri        

Trabzon Tenis Dağcılık Kayak İhtisas Kulübü’nün Trabzon’da 1. Geleneksel Kırklar Dağı Kamp Şenliği 14-15-16 Ağustos 2015 tarihlerinde yapılacağı haberini gazeteden okuyunca zihnimde bu dağla ilgili bazı hatıralar canlandı. Bu hatıraları yörenin kültürü ile yakından ilgili bulduğum için yazılı hale getirmek istedim.
Kırklar; sözlük anlamı ile âlemlerin manen idarecisi durumunda olan kırk ermiş kişi demektir. 1241-1320 yılları arasında yaşamış olan şairimiz Yunus Emre, her şiirinde olduğu gibi, kolay okunup ezberlenir ve anlaşılır şekilde bu terimi aşağıdaki şiirinde şöyle açıklar:
Yine sordum çiçeğe,
 Kırklar’ı bilir misin?
Çiçek eydur; ey derviş
Kırklar Allah yâridir.
Türkiye’de, Trabzon ve Diyarbakır gibi bazı illerde,  Kırklar Dağı isimli yerler bulunmaktadır. Bunların her birinin birbirinden farklı hikâyeleri ve efsaneleri vardır.
Kırklar Dağı, Trabzon ile Bayburt illeri arasında denizden 3200 metre yüksekte bir yerdir. Bu dağ yerleşim yerlerinden uzaktadır. En yakın yerleşim yeri, nüfusu giderek azalan Şekersu Köyüdür. Kırklar Dağının tepesinde halkın Kırklar Camii dediği bir ziyaret yeri vardır. Kırklar Dağı her ne kadar haritalarda bu adla geçerse de yöre halkı o tepeye Kırklar Camii der.
Kırklar Camiinde Kırklar Meclisinin toplandığı, önemli kararların alındığı rivayet edilir. Kırk ermişin âleme düzen vermek üzere buradan Tay-ı mekân yaptığına inanılır.
Eğridere Köyü’nde İlkokul birinci sınıftan ikinci sınıfa geçtiğim yaz, yaylacılık için Haldizen- Büyükyayla’dayız. 20 Ağustos 1953 Perşembe günü Kurban Bayramının birinci gününe denk geldi. Bayramdan birkaç gün önce evimizde, bayramın ikinci günü Kırklar Camiine ziyarete gidileceğinden bahsediliyordu. Cuma günleri ve özellikle mevsim uygunsa bayramın ikinci günü bu mekân etraftaki köylerden ve yaylalardan gelen ziyaretçilerle dolup taşarmış.
Ziyarete gidecek 6-7 kişilik akraba kafilesine benim de katılmama karar verilmiş. Cuma günü sabah hazırlıklarımızı yapıp azığımızı yanımıza alarak yayladan düzayak güneye doğru yola koyulduk. Kafilede genç kadınlar ve çocuklar var. Hava açık, mevsim seyahat için çok uygun. Dağlardaki kalıcı karların alanı ve kalınlıkları epeyce azalmış. Demirkapı Deresini taştan taşa atlayarak geçtik ve Mezitbaşı’ndaki patikadan yürümeye devam ettik. Kafiledeki büyüklerimiz yolda gördüğümüz yerleri biz çocuklara anlatıyorlar. Sarıçiçek, Taşköprü ve Balık Gölü derelerini de taş köprüler üzerinden taştan taşa atlayarak geçerek Balık Gölü kenarına vardık. Geldiğimiz yol kısmında yokuş ve inişler olmadığı için rahatlıkla yol aldık.


 Şekil Balık Gölü

Göl kenarında biraz dinlendikten sonra artık patikası da olmayan gölün batısındaki çiçekli çayırlar içinden yukarıya tırmanarak gölün su ayırım çizgisini oluşturan tepeye vardık. Oradan biraz da yürüyünce Multat Yaylasının yukarısındaki Karagöl göründü. Biraz mola verdik. Kayalıklar arasında koyu renkli ve ürkütücü manzaralı bu gölün güney kenarı hala karla kaplı. Gölün güneyindeki kar yığınlarının yukarısındaki kayalıklardan geçerek hiç kar yığınlarına basmadan kayalıklar içinden yolsuz- izsiz dağın zirvesine tırmanmaya çalışıyoruz. Zirveye çıkınca menzile varacağımızı zannediyorum. Fakat varınca daha uzun yolumuz olduğunu öğrendim.
Şekil Kara Göl
Zirveye çıkınca biraz nefeslenelim dedik. Epeyce yorulmuşuz. İlk defa Trabzon ile Bayburt’u ayıran dağ silsilesine çıkıyorum. Büyükler etrafı göstererek Bayburt tarafının bikri örtüsünün ve ikliminin sahil tarafından farklı olduğunu söylüyorlar. Gerçekten etraftaki otlar kurumuş, tepelerden geniş ufuklu ovaya bakınca her tarafın sarardığı görülüyor. Trabzon tarafının yeşilliği orada yok. Sadece uzakta akarsu yataklarında bazı ağaçların meydana getirdiği küçük yeşil adacıklar gözüküyor. Bununla birlikte, Bayburt Ovası genişliği ile gözlerimin alışık olmadığı ayrı bir güzellik içinde.
Zirveye çıktıktan sonra dağ silsilesinin Bayburt tarafı yürümeye müsait olduğu için, o taraftaki bir patikadan daha rahat ilerliyoruz. Kırklar Camiine yaklaşırken oraya doğru akın akın giden veya geri dönmekte olan bazı kafilelerle karşılaşıyoruz. Yeri bilenler artık hedefe yaklaştığımızı söylüyorlar. Heyecanlanıyorum. Evet, insanların topluca bulunduğu yere, yani dağın tepesine geldik. O da ne! Tepeye sadece bir taraftan yaklaşmak mümkün; diğer üç tarafı uçurum.
 Bende yine bir şaşkınlık. Cami nerede? Geldiğimiz yer, etrafı 50-60 santimetre yüksekliğinde taş duvarlarla çevrilmiş, kapısı, penceresi, tavanı, minaresi olmayan bir yer. Gözüm etrafta alışılmış bir cami şekli arıyor. Bu nasıl cami? Şaşırıyorum. Yıllar sonra, Müslümanlığın ilk dönemlerinde mescitlerin böyle üstü açık olduğunu ve duvarla çevrildiğini, hatta daha sonraki asırlarda orduların üstü açık namazgâhlarda Cuma namazını kıldıktan sonra sefere çıktıklarını öğrendim.
Duvarın içinde, dışında ve oraya varış yolunda büyük bir kalabalık. İçeride oturmaya zor yer bulduk. Kafile büyüklerimiz dualarını okuyup dileklerini dile getirirken ben etrafı seyrediyorum
Ziyaret yerinde bir program, bir düzen yok. Herkes kendi başına buyruk. Bir kümede bir hafız sesli Kur’an okuyor. Bir başkası vakitsiz ezan okumaya başlıyor. Bazı gruplar sesli ilahi okuyor. Başka bir grupta birisi kafilesine bilgi veriyor. Bazı insanlar kendi halinde dua ediyor. Az sonra sara nöbeti tutmuş bir kadının başına yakınları ve diğer insanlar toplanmış bekliyor. Bazı kimseler heyecandan bayılıyor. Biraz uzağımızdan Allah diye bir nida yükseliyor. Karşılıklı konuşmalar, çocuk bağrışmaları, ezan ve dua sesleri birbirine karışıyor.
Orada dikkatimi çeken bir husus, kahverengi ve gri renkli, üzerlerinde benekleri olan ihramları kadınlar üzerinde ilk defa görüyor olmam. İhramlar Bayburt tarafı yerleşimlerinde kadın dış kıyafetleri. O zamana kadar ilçemizde, yaylamızda Of’un Eskipazar’ından başlayarak yaklaşık 50 köyün farklı kadın kıyafetlerini gördüm ve tanıyabiliyorum. Her köyün kadın kıyafetlerini kumaşlarından, renklerinden, desenlerinden kabaca ayırt edebiliyorum. Sahile bakan köylerden gelenler genellikle üstte entari, yelek, bazen hırka; başta çember ve üstüne atkı giyiyorlar. Altta dizden büzgülü bir nevi şalvar, üstüne gençlerde önlük bağlanır, yaşlılarda kuşak sarılıyor. Ayaklarda nakışlı el örgüsü yün çoraplar ve kara lastikler bulunurdu. Her köyün giyiminde renk, desen, kumaş ve alışılmış kuşam tarzları birbirinden farklı. Ama genelde birbirine benzer. Fakat burada gördüğüm ihramlı kıyafetler çok farklı geldi bana.
            Sadece giyimler değil, grupların konuşmalarında şiveler de farklı. Kelimeleri boğazın daha derinliklerinden gelen bir sesle söylediklerinden Bayburt tarafının bazı kelimelerini anlamakta zorlanıyorum. Doğu Karadeniz Bölgesinde de aksanlı bir şive konuşuluyor, fakat buna kulağım alışık olduğu için farkında değilim. Öyle ki sahil kesimindeki köylerin, hatta kabilelerin bile, kelime vurgu ve telaffuzları birbirinden biraz farklı. Ülkede ve bölgede okullaşma oranı henüz çok düşük olduğundan; radyo ve gazetelerin henüz mahallelere ve evlere girmediği, televizyonların henüz olmadığı bu dönemlerde konuşmalarda İstanbul şivesini beklemek elbette makul değil. Aslında dağ silsilesinin birbirinden ayırdığı bu iki şivenin de, İstanbul şivesinden daha fazla Eski Türkçe’ye yakın olduğunu yıllar sonra öğrendim.
İnsanları seyrederken bir yandan da tabiata göz atıyorum. Tepenin üstünden bütün Solaklı Vadisine doğru bakınca sanki dünyayı gökyüzünden seyrediyormuş gibi geldi bana. Etraftaki bütün yüksek dağları da görebiliyorum. Biraz daha yakından bakayım diye duvara yaklaştım. Fakat 200-300 metrelik uçurumdan aşağı bakınca, buradan düşecek bir insanın halini düşündüm ve ürperdim. Hava açık ve çok güzel. Tepeden bakınca görünen manzara nefis.
Hülasa giyimleri, kuşamları, konuşma ve davranışları farklı yüzlerce insanın bir araya gelmesine vesile olan bu ziyaretgâh, bir kültür panayırına dönmüş. Bütün bunlar yerin manzarası ile birleşince bu ziyaretler, insanların ufkunu genişleten, moralini yükselten ve ruhunu rahatlatan bir gezi vazifesi de görüyor.
Birkaç saat Kırklar Camiinde kaldıktan sonra, oradan ayrılıyor ve aynı yollardan geri dönerek ikindiye doğru evlerimize ulaşıyoruz.
Yörede benzer şekilde üç kadim cami, ziyaretgâh olarak halkın rağbet ettiği makamlardır. Bunlar Maraş’tan gelip bölgenin Müslümanlaşmasını sağlayan Saçaklızade üç kardeşin türbelerinin yanlarında bulunan camilerdir. Bunlardan bir tanesi Of’un doğusundaki Eskipazar’da bulunan Hasan Efendinin türbesi, diğeri Çaykara İlçesindeki Maraşlı Köyü Camii yanındaki Osman Efendinin türbesi, üçüncüsü Çaykara-Çayıroba Köyü Camiinin içindeki İlyas Efendi türbesidir. Bu türbeler insanlar tarafından ziyaret edilir ve genellikle bir dertleri için ziyarete gelenler son iki camide bir gece kalırlardı.
Yöreye henüz araba yolu, elektrik ve doktorun gelmediği bu dönemlerde, halk kendi dertlerine ve bazı hastalıklarına çareler bulmak üzere buna benzer ziyaretgâhları, doğal ilaçları ve şifalı suları değerlendirir ve alternatif çözümler olarak kullanırdı. Şifalı sular deyince Haldizen- Büyükyayla’da iki tane şifalı su aklıma geldi.
Bunlardan bir tanesi Büyükyayla’nın kuzeyinde düzayak on dakika yürüme mesafesinde olan Hekim (maden) Suyudur. Bu suyun çıktığı pınarın hemen aşağısında kırmızı renkli bir akarsu yatağı oluşmuştur. Bu pınarın yukarısındaki dağda uzaktan bakınca da görülebilen kırmızı toprak ve kayalar yer alır. Bu topraktan marangozluk ve hızarcılıkta kullanılan koyu kırmızı renkli çırpı boyası yapılır. Topraktaki bu kırmızı renk, maden suyu pınarının su besleme havzasında bakır ve demir madenleri bulunduğunu akla getirmektedir.
Beş-altı yaşıma kadar sırtımda devamlı sivilceler varmış. Babaannem beni bir hafta boyunca bu Hekim Suyuna götürüp maden suyundan hem bol bol içirmiş, hem de sivilcelerimi bu su ile yıkamış. Babaannemin anlattığına göre bu tedaviden sonra sırtımdaki sivilceler kaybolmuş ve bir daha ortaya çıkmamış.
İkinci su ziyaret yeri yaylamızdan 2 saat yürüme mesafesinde olan Sultan Selim Suyu’dur. Bu su, Haldizen Yaylasından Multat Yaylasına giderken Çatma Düzü’nü geçtikten sonra yolun 60-70 metre aşağısındadır. Bu su da halk tarafından şifalı su olarak kabul edilir ve ziyaret edilir. Bu pınar adını, buradan geçtiği ve bu sudan içtiği rivayet edilen Yavuz Sultan Selim’den almıştır.